<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>Umutluyuz Biz</title>
    <link>http://www.umitliyiz.com/</link>
    <description>Yüreğinizden umut, yüzünüzden gülücük eksik olmasın...</description>
    <lastBuildDate>Thu, 29 Jul 2010 22:22:34 -0000</lastBuildDate>
    <docs>http://backend.userland.com/rss/</docs>
    <generator>XOOPS</generator>
    <category>News</category>
    <managingEditor>admin at umutluyuzbiz dot com</managingEditor>
    <webMaster>admin at umutluyuzbiz dot com</webMaster>
    <language>tr</language>
        <image>
      <title>Umutluyuz Biz</title>
      <url>http://www.umitliyiz.com/images/logo.png</url>
      <link>http://www.umitliyiz.com/</link>
      <width>100</width>
      <height>34</height>
    </image>
            <item>
      <title> Kanser tedavisinin yol açtığı kısırlığa çözüm</title>
      <link>http://www.umitliyiz.com/modules/news/article.php?storyid=201</link>
      <description>&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://www.yenicaggazetesi.com.tr/yg/habergoster.php?haber=37077&quot; title=&quot;http://www.yenicaggazetesi.com.tr/yg/habergoster.php?haber=37077&quot; rel=&quot;external&quot;&gt;http://www.yenicaggazetesi.com.tr/yg/habergoster.php?haber=37077&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Avrupa İnsan Üremesi ve Embriyolojisi Derneği (ESHRE) Yönetim Kurulu Üyesi ve Hacettepe Üniversitesi (HÜ) Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Timur Gürgan, kanser, erken menopoz, çeşitli yumurtlama problemi yaşayan kadınların uygun tanı konulmadığında ve tedavi belirlenmediğinde gebe kalamadığını bildirdi. Gürgan, kanser tedavisinde kullanılan radyoterapi ve kemoterapinin kanser hücrelerini yok ederken, aynı zamanda üreme organlarına zarar verdiğini belirterek, &amp;#8220;Gençlik dönemlerinde üreme organları kanserleri, lösemi gibi kan kanserleri ve lenf kanserleri başta olmak üzere ilaç ve radyasyon tedavisi gerektiren çeşitli kanserler, yumurtalıkları ve testisleri etkileyerek, bu hastaların kanser tedavilerinden sonra çocuk sahibi olabilme ümitlerini yok etmektedir&amp;#8221; diye konuştu.&lt;br /&gt;Erken yaşlarda yapın&lt;br /&gt;Gürgan, genetik çalışmaların sonuçlarının, yumurtalıklarla ilgili genetik programlanma bozukluğunun erken menopoza yol açabileceğine dikkati çekerek, yumurtalıkların tehlikeye girmesi, erken menopoz tehdidi ya da doğurmaya hazır olunmadığında da ilerleyen yaşlarda çocuk sahibi olabilmek için &amp;#8220;yumurta dondurma&amp;#8221; işleminin uygulanabildiğini söyledi. Gürgan, &amp;#8220;Erken yaşlarda dondurulan yumurtalar yıllar sonra yüzde 90&amp;#8217;a varan olasılıkla canlılığını kazanabilmekte, döllenerek kadına kendi yumurtası ile çocuk sahibi olma şansı vermektedir&amp;#8221; dedi.&lt;br /&gt;Kısır kalmadan önleminizi alın&lt;br /&gt;Lösemi, lenf kanserleri, yumurtalık, rahim ve meme kanserleri olmak üzere çeşitli nedenlerle yumurtalıklarını kaybetme tehlikesinde olan veya yumurtalık fonksiyonlarının erken yaşlarda ortadan kalkması riski olan kadınların çocuk sahibi olabilmesi için, yumurtalarının bir bölümü hastalığına ilişkin tedavi öncesi dondurulabiliyor ve gerekli olduğunda kullanılıyor. Böylece kadınların yumurtalıklardan salınan ve onların menopoza girmelerini önleyebilecek hormonları tekrar kendilerinin yapabilmesine veya yumurtalıkların tekrar yumurta üretebilme özelliğine kavuşarak, ileri yaşlarda da çocuk sahibi olabilmesine olanak sağlanıyor.</description>
      <pubDate>Thu, 08 Jul 2010 13:53:56 -0000</pubDate>
      <guid>http://www.umitliyiz.com/modules/news/article.php?storyid=201</guid>
    </item>
        <item>
      <title>Türkiyede kanser araştırmaları</title>
      <link>http://www.umitliyiz.com/modules/news/article.php?storyid=200</link>
      <description>Erol AKKIR/ANTALYA, (DHA) 19 Haziran 2010 &lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;AKDENİZ Üniversitesi&#039;nde (AÜ) görev yapan bir grup bilim adamı, 6 yıllık çalışma sonunda, ağızdan kullanımında zehirli etki gösteren bir bitkiden elde ettikleri madde ile laboratuvar ortamında kanserli hücreleri öldürdü. Bilimsel bir dergide yer alacak çalışma, Avrupa Patent Ofisi&#039;nden de uluslararası ön patent onayı aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AÜ Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyeleri Prof.Dr. Hakan Bozcuk, Doç.Dr. Mustafa Özdoğan ve Sağlık Bilimleri Enstitüsü Fizyoloji Anabilim Dalı Araştırma Görevlisi Durmuş Burgucu, kanser hücre kültüründe yaptıkları bir araştırma ile daha ileri araştırmalar için umut ışığı yaktı. Türk bilim adamları, 6 yıldır süren çalışma sonunda, sadece Akdeniz bölgesinde Toros sıradağlarının eteklerinde yetişen ve ağızdan kullanımında zehirli etki gösteren bir bitkiden elde edilen özütle, laboratuvar ortamında kanserli hücreleri öldürdü. Önümüzdeki günlerde bilimsel bir dergide yayımlanacak olan çalışma, Avrupa Patent Ofisi&amp;#8217;nden uluslararası ön patent onayı da aldı.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çalışmanın 6 yıldır 8 kişilik bir araştırma grubunun emeği ile ortaya çıktığını belirten Prof.Dr. Hakan Bozcuk, ekibin diğer elemanlarının Yrd.Doç.Dr. Asuman Karadeniz, Yrd.Doç.Dr. Hasan Öztürk, Biyolog Deniz Ekinci, Prof.Dr. Fatih Topçuoğlu ve Oktay Akyurt olduğunu söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KANSER TEDAVİSİ İÇİN ERKEN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırma sonuçlarının kanser tedavisinde bu haliyle kullanılmasının söz konusu olmadığını, ancak bitkisel kaynaklardan kanserle savaşabilecek yeni ilaçlar yaratma yolunda bir adım olduğunu kaydeden Prof.Dr. Bozcuk, &amp;#8220;Bu proje için yıllardır çalışıyoruz. Şimdi bir sonraki basamağa geçiyoruz. Önümüzdeki süreçte bu metodu ve test ettiğimiz bileşikleri hayvan modellerinde uygulamak istiyoruz. En önemli hedeflerimizden biri bu araştırma projesinden çıkacak sonuçları daha ileriye götürüp, üniversitemiz ve ülkemiz adına kazanımlar sağlamak&amp;#8221; dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çalışmalarda özütü kullanılan bitkinin adını açıklamayan bilim adamları, insanların bu bitkilere yönelip bilinçsizce kullanmaları neticesinde istenmeyen sonuçlar ortaya çıkabileceği düşüncesiyle bitkinin adını vermediklerini kaydetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağlık Bilimleri Enstitüsü Fizyoloji Anabilim Dalı Araştırma Görevlisi Durmuş Burgucu, &amp;#8220;Yaptığımız çalışmanın sonuçlarını şu an kanser tedavisine uyarlamamız mümkün değil, ama bu sonuçlar bu yoldaki Akdeniz Üniversitesi&amp;#8217;nin bilim adamlarının önemli bir adımı&amp;#8221; dedi. Burgucu, bu projenin Medikal Onkoloji, Fizyoloji ve Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü ile ortak sürdürüldüğünü söyledi.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;</description>
      <pubDate>Sat, 19 Jun 2010 13:30:25 -0000</pubDate>
      <guid>http://www.umitliyiz.com/modules/news/article.php?storyid=200</guid>
    </item>
        <item>
      <title>Meme kanserine aşı umudu</title>
      <link>http://www.umitliyiz.com/modules/news/article.php?storyid=199</link>
      <description>Meme kanserine aşı umudu&lt;br /&gt;Fareler üzerindeki başarı insanlarda da tekrarlanırsa meme kanseri ortadan kalkabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Video: Meme kanserine aşı umudu &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Geniş ölçekli deneyler sonuç verirse, meme kanseri tarihe karışabilir.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;ntvmsnbc&lt;br /&gt;Güncelleme: 16:13 TSİ 31 Mayıs. 2010 Pazartesi&lt;br /&gt;Amerikalı bir tıp ekibi, meme kanserini önleyen bir aşının fareler üzerinde başarıyla denendiğini ve yeni aşamada insanlar üzerinde deneneceğini açıkladı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nature Medicine dergisinde yayımlanan çalışmayı yöneten Cleveland Clinic Learner Research Institute&amp;#8217;dan imünolog (bağışıklık uzmanı) Vincent Tuohy, &amp;#8220;Aşı, fareler üzerinde gösterdiği etkiyi insanlar üzerinde de gösterirse, bu anıtsal bir başarı olacaktır; meme kanserini ortadan kaldırabiliriz&amp;#8221; dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak araştırmacılar, aşının yaygın olarak kullanılmasının daha yıllar alabileceği uyarısında bulundular. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haberin devamı &amp;#8595;&lt;br /&gt;--------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;reklam&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deneyde kullanılan aşı, meme kanseri tümörlerinin büyük çoğunluğunda bulunan bir proteini hedef alıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırmacılar genetik olarak kansere yatkın farelerin yarısına a-lactalbumin içeren aşıyı, öteki yarısına da bu antijeni taşımayan aşıyı uygulamışlar. Sonuçta a-lactalbumin aşılanan farelerin hiçbiri meme kanserine yakalanmazken, öteki gruptakilerin hepsinde hastalık gelişmiş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD yetkilileri şimdiye kadar iki kanser aşısına ruhsat vermiş bulunuyor: Rahimağzı kanseri aşısı ve karaciğer kanseri aşısı. Ancak bu aşılar virüslere yönelik (rahim ağzı kanserine yol açan insan papilloma virüsü [HPV] ve Hepatit B virüsü [HBV]). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni aşının önemiyse, insan vücuduna yabancı bir maddeye karşı değil, insanın kendi hücrelerine yönelik olması. Çünkü kanser, insan hücrelerinin kontrolden çıkmış bir biçimde çoğalması demek. Yani işlerin ters gitmesi halinde aşının sağlıklı hüzrelere de zarar vermesi olası. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu nedenle başka onkologlar (kanser uzmanları) her ne kadar sonuçlar umut verici olsa da, bunun yalnızca bir ilk adım olduğunu ve aşının insanlarda da etkili ve güvenli olduğunun belirlenebilmesi için geniş kapsamlı klinik deneylerin sonuçlarının beklenmesi gerektiğine işaret ediyorlar. Bu arada kadınların alkol tüketimini azaltmak, sağlıklı bir kiloda kalmak ve düzenli egzersiz gibi önlemlerle meme kanseri riskini azaltabileceklerine de dikkat çekiliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;</description>
      <pubDate>Tue, 01 Jun 2010 17:20:39 -0000</pubDate>
      <guid>http://www.umitliyiz.com/modules/news/article.php?storyid=199</guid>
    </item>
        <item>
      <title>Kansere karşı memenin alınması çözüm mü?</title>
      <link>http://www.umitliyiz.com/modules/news/article.php?storyid=198</link>
      <description>Kansere karşı memenin alınması çözüm mü?&lt;br /&gt;Meme kanserinde tarama pogramlarının yararlılığını ve mastektomi ameliyatlarının gerekliliğini sorgulayan açıklamalar kafaları karıştırdı. Ntvsmnbc, kanser uzmanlarına sordu: Risk grubundaki kadın, her iki memesini de aldırırsa kanser riski tamamen ortadan kalkar mı?&lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TÜLAY KARABAĞ&lt;br /&gt;ntvmsnbc&lt;br /&gt;Güncelleme: 12:06 TSİ 05 Nisan. 2010 Pazartesi&lt;br /&gt;İSTANBUL - Meme kanseri kadınlarda en sık görülen ve genetik geçişi olan bir kanser türü. Aynı soydan üç kişide meme kanseri görülmesi halinde, kanser riski yüzde 60 oranında artıyor. Bu nedenle Amerika ve Avrupa&#039;da ailesinde meme kanseri bulunan kadınlar, henüz kanser oluşmadan memelerini aldırarak yerine silikon taktırıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son günlerde İngiltere ve Danimarka&#039;dan gelen ve tarama programlarının meme kanserinden ölümleri azaltmadığı yönündeki araştırma sonuçları tartışma yarattı. British Medical Journal&#039;da yayımlananan araştırma sonucunda, tarama programlarında saptanan meme kanserlerinin üçte birinin aslında zararsız olduğu ve taramaların binlerce kadının gereksiz yere mastektomi, yani memenin alınması ameliyatı gibi zorlu tedavilerden geçmesine yol açtığı belirtildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz de meme kanseri uzmanlarıyla, tarama programlarının yararlılığını sorgulayan araştırmaları ve risk grubundaki kadınlarda memenin içinin boşaltılmasının, kanserden ne oranda koruduğunu konuştuk. Uzmanlara, &quot;Siz yüksek risk grubundaki hastalarınıza veya hasta yakınlarına memelerini aldırmalarını önerir misiniz?&quot; diye sorduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PROF. DEMİRKAZIK: KANSER RİSKİ YÜZDE 90-95 KALKAR&lt;br /&gt;Tıbbi Onkoloji Derneği Başkanı Prof. Ahmet Demirkazık, hasta olmamış ancak risk grubunda bulunan kişilerde meme kanserinden koruyan BRCA-1 ve BRCA-2 genlerine bakılmasının önemine vurgu yaptı. &quot;Yüksek risk grubundaki kişilerde memelerin içinin tamamen boşaltılması yüzde 90-95 gibi yüksek oranda meme kanseri riskini ortadan kaldırıyor&quot; dedi ve şunları söyledi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&quot;Meme kanseri genetik geçişli olan ailelerde BRCA-1 ve BRCA-2 genleri genellikle kaybolur. Risk grubundaki insanlarda da bu genlere bakılır ve genler kaybolmuşsa bu kişilerin meme kanserine karşı korunmasız oldukları ortaya çıkar. Böyle bir durumda, bu kişilere, hiç bir belirti yokken ve kanser oluşmamışken ameliyat olmaları önerilir. Yani anne, teyze, hala, kızkardeş, dayı, amca gibi birinci derecede yakın aile fertlerinde meme kanseri varsa kadın ya da erkek farketmeksizin risk artıyor. Aynı soydan üç kişide olması halinde meme kanserinin görülme riski yüzde 60&#039;lara kadar&lt;br /&gt;çıkıyor. Bu kişilerin, mutlaka düzenli hekim kontrolünde olması, hatta kanser ortaya çıkmadan ve hiçbir belirti vermeden her iki memenin boşaltılması ve estetik ameliyat yapılması doğru olur.&quot;  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;PROF. TURHAL: AMELİYAT KALİTESİNE BAĞLI &lt;br /&gt;Marmara Üniversitesi Onkoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Serdar Turhal da meme kanserinde genetik yatkınlığı belirleyen BRCA-1 ve BRCA-2 testlerinin Amerikan kadınları üzerinden geliştirildiğini söyledi ve &quot;Geçmiş yıllarda başka toplumlar örneğin, İspanyol kadınları üzerinden yapılan değerlendirmede genetik değişikliklerin gözlendiği bölgelerin (Kodon) birebir örtüşmediği ortaya çıktı. Onun için Türk toplumunda bu testin yararlılığı, Amerikan toplumu seviyesinde olmayacaktır. Ancak yüksek risk grubundaki kadınların mastektomi yaptırmaları, ameliyatın kalitesine de bağlı olmakla birlikte, eğer ameliyat doğru yapılırsa, yüzde 99&#039;a yakın bir ihtimalle meme kanseri riskini ortadan kaldırır&quot; diye konuştu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PROF. ÖZMEN: KANSER RİSK DEVAM EDER  &lt;br /&gt;Türkiye Meme Dernekleri Federasyonu Başkanı ve İstanbul Üniversitesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Vahit Özmen ise &quot;Risk grubunda bulunan kadınlarda, her iki memenin de alınması, meme kanseri riskini azaltıyor ancak tamamen ortadan kaldırmıyor. Memesi alınan kadınlarda, deriye yapışık olarak kalan meme dokusundan yeniden kanser çıkma riski yüzde 10 kadardır&quot; dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesailerinin büyük kısmını meme kanseri hastaları ve yakınlarıyla geçiren uzmanların, &#039;&#039;Siz, risk grubundaki hastalarınıza veya yakınlarına memelerini aldırmalarını önerir misiniz?&quot; sorusuna cevapları ise şöyle oldu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haberin devamı &amp;#8595;&lt;br /&gt;--------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;reklam&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;RİSK GRUBUNDAKİ KADINLARA MASTEKTOMİYİ ÖNERİR MİSİNİZ?&lt;br /&gt;Prof. Ahmet Demirkazık: Öneririm, bu yanlış olmaz. Ailede üç kişide görüldüyse ya da BRCA mutasyonuna bakılmışsa ve her iki gende de mutasyon varsa, kişi meme kanserine karşı korunmasız kalmış demektir. O zaman her iki memenin içinin boşaltılmasını öneririm. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof. Vahit Özmen: Meme kanseri tanısı alan bir kadının kızkardeşlerine memelerini aldırmalarını önermem. Öncelikle bunların meme kanseri risk faktörlerini inceleyerek, önümüzdeki 5 veya 10 yıl içerisinde ve yaşamları boyunca meme kanserine yakalanma risklerine bakarım. Yüksek risk grubundaysa, doğum yapmayacak ve süt vermeyecekse, ayrıca kendisi de arzu ediyorsa memelerini boşalttırmalarını isteyebilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof. Serdar Turhal: Hayır önermem. Bence bu amiyane tabirle, pire için yorgan yakmak olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TARAMALARIN YARARLARI ABARTILDI MI?&lt;br /&gt;Danimarka&#039;daki Nordic Cochrane Centre tarafından yapılan bir araştırma sonucunda, tarama yapılan bölgelerde 55-74 yaş arası kadınlarda meme kanserinden ölüm oranlarının 1990&#039;ların başından beri yılda sadece yüzde 1 oranında düştüğü, tarama yapılmayan bölgelerde bu düşüşün yüzde 2 olduğu belirtildi. Taramadan en çok fayda sağlayan genç kadınlar (35-54 yaş) arasındaki ölüm oranının, tarama yapılan bölgelerde yüzde 5 oranında, tarama yapılmayan yerlerde ise yüzde 6 oranında düştüğü belirlendi. Bu araştırmayı yapan bilim adamları, meme kanseri ölüm oranlarındaki düşüşü taramadan ziyade, risk faktörlerindeki değişim ve tedavi yöntemlerindeki gelişmelere bağladılar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu araştırmalardan sonra, meme kanseri konusunda uluslararası otoritelerin, hayatı kurtarılan her bir kadına karşılık 10 kadının gereksiz yere memesinin alındığı ya da başka tedavilerden geçtiği, dolayısıyla taramanın yararlarının abartıldığı yönündeki görüşleri basın organlarında yer aldı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PROF. ÖZMEN: TARAMANIN ÖLÜMLERİ AZALTTIĞINA KUŞKU YOK &lt;br /&gt;Türkiye&#039;nin kanser uzmanları ise tarama programlarının yararlılığı ve gerekliliği konusunda aynı düşüncede değil. Meme Sağlığı Derneği (MEMEDER) Tarama Merkezi Proje Koordinatörü de olan Prof. Dr. Vahit Özmen, &quot;Meme kanseri taramalarının, meme kanserinden ölümleri azalttığı konusunda herhangi bir kuşku yoktur. Özellikle bu azalma, 50 yaş üstündeki kadınlarda daha belirgindir. 40-49 yaş arasındaki kadınlarda meme dokusunun yoğun olması ve mamografi ile değerlendirmenin güçlüğü, bunlarda mamografi ile taramada soru işaretleri oluşturmaktadır. Mamografi ile kadınlara radyasyon verilmekte, bazen gereksiz ameliyatlar yapılabilmektedir. Ancak mamografi ile erken tanı sayesinde hastaların yaşamları ve memeleri kurtulmaktadır&quot; dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PROF. DEMİRKAZIK: TARAMA GEREKLİ VE ÖNEMLİDİR&lt;br /&gt;Prof. Ahmet Demirkazık, çok sık görülen ama şifa şansı yüksek bir kanser olan meme kanserinde tarama programlarının çok önemli olduğunu vurguladı ve &quot;Tarama programları gereksiz değil, gerekli ve çok önemlidir. Özellike 40-50 yaş üzerinde mamaografi senede bir kez, eğer mamografi yapılamıyorsa da ultrasonla tarama mutlaka yaptırılmadır. Yani 40 yaşından sonra yılda bir kez mamagrafi yaptırılmasını öneririm. Ama risk grubundaki kadınlarda mamografiye daha önce başlanabilir. Risk grubunda olmayanlara ise 40 yaşından önce ultrason ve kendi kendine elle meme muayenesini öneririm&quot; diye konuştu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PROF. TURHAL: KUŞKULAR ARTTI AMA ÖNERİLER DEĞİŞMEDİ&lt;br /&gt;Prof. Serdar Turhal ise taramaların fayda sağlamadığı ile ilgili birden fazla çalışma olduğunu söyledi ve &quot;Bu durum, kuşkuların artmasına yol açıyor ancak güvenilir Amerikan kurumları bu&lt;br /&gt;bulgulara rağmen, tarama ile ilgili pozisyonlarını değiştirmediler ve 40 yaş üstü kadınlarda tarama başlaması önerileri değişmedi&quot; dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  İLGİLİ HABERLER &lt;br /&gt;  Kadınlar bu haberi mutlaka okumalı&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BRCA-1 VE BRCA-2 TESTLERİNİ NASIL YAPTIRACAKSINIZ?&lt;br /&gt;Meme kanserinde genetik geçişi belirleyen BRCA-1 ve BRCA-2 testleri, İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitütüsü&amp;#8217;nde yapılıyor. Sosyal Güvenlik Kurumu&#039;na (SGK) bağlı ve meme kanseri tanısı konulan kadınlarda testlerden ücret alınmıyor. Meme kanseri tanısı almış hastaların SGK&#039;lı akrabalarından 500 TL kit ücreti alınıyor. Herhangi bir akrabasında meme kanseri olmayan kadınların bu testi yaptırmaları için ödemeleri gereken tutar ise SGK&#039;lı olsalar bile 4.500 TL. Testler ayrıca bazı özel üniversite hastanelerinde ve özel laboratuvarlarda da yapılabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://www.ntvmsnbc.com/id/25075526/&quot; title=&quot;http://www.ntvmsnbc.com/id/25075526/&quot; rel=&quot;external&quot;&gt;http://www.ntvmsnbc.com/id/25075526/&lt;/a&gt;</description>
      <pubDate>Tue, 25 May 2010 16:47:20 -0000</pubDate>
      <guid>http://www.umitliyiz.com/modules/news/article.php?storyid=198</guid>
    </item>
        <item>
      <title>Nöroendokrin kanseri ilacı Cerrahpaşa&amp;#039;da üretiliyor</title>
      <link>http://www.umitliyiz.com/modules/news/article.php?storyid=197</link>
      <description>Nöroendokrin kanseri ilacı Cerrahpaşa&#039;da üretiliyor  &lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;  Nöroendokrin kanseri olanlara mutlu haber İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi&#039;nden geldi. Nöroendokrin kanser tedavisi için üretilen ilaç Cerrahpaşa tıp Fakültesinde hastalara uygulanmaya başladı. Doğrudan kanserli hücreye etki eden ilaç dünyada sadece Birkaç merkezde üretilebiliyor ve yüzde 60&#039;lık bir başarı oranına sahip.  &lt;br /&gt;İstanbul, 6 Mayıs 2010 18:15  &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;Yazı Boyutu : A A A A  &lt;br /&gt;   &lt;br /&gt; Nöroendokrin kanser İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi&#039;nde üretilen ilaçla tedavi  edilmeye başlandı. Üretilen ilk ilaç 50 yaşında 10 yıldır kanser olan bir hastaya uygulandı. Nöroendokrin kanser hastasına ilaç tedavisini uygulayan Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Nükleer Tıp Ana Bilim Dalı Üyesi Prof. Dr. Levent Kabasakal&#039;ın verdiği bilgilere göre ilaç dünyada çok az merkezde üretilebiliyor.&lt;br /&gt;Üretilen ilaçla genelde mide, bağırsak, pankreas ve akciğerlerde nadir görülen Nöroendokrin kanserlerde yüzde 60&#039;lık bir başarı oranı sağlanıyor. İlaçla hastaların yüzde 5&#039;inde komple kanser hücreleri yok oluyor, yüzde 55 oranında ya kanserin yayılması duruyor veya kanserli hücreler azalıyor.&lt;br /&gt;Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde üretilen Nöroendokrin kanser ilacının yan etkisiyse bulunmuyor. Bu  ilacın tedavisinde saç dökülmesi, ishal, halsizlik oluşmuyor. İlaç radyoaktif maddelerden oluştuğu için hastalar 3 gün boyunca özel bir odada tutuluyor.&lt;br /&gt;İlacın hastaya damar yoluyla serum içinde verilmesinin ardından, ilacın içeriğinde bulunan radyoaktif madde kanserli dokuya üzerindeki resöptör yoluyla yapışıyor ve böylece kanserli doku içten ışınlanıyor.&lt;br /&gt;Dünya&#039;da sadece 6-7 merkezde üretilebilen Nöroendokrin kanser ilacının Türkiye&#039;de üretilmesiyle büyük para tasarrufu da sağlanmış.  Bundan önce sadece yurt dışında tedavisi mümkün olan bu kanser türü artık Cerrahpaşa&#039;da tedavi edilecek.&lt;br /&gt;Avrupa Birliği Fonu, TÜBİTAK, ve Üniversitenin araştırma fonunun katkılarıyla Nöroendokrin kanser ilacı için Uzman Eczacı Meltem Ocak Avusturya&#039;da uzun süreli bir araştırma yapmış.&lt;br /&gt;Nöroendokrin kanser olanlara üretilen ilaç sosyal güvencesi olanlara ücretsiz uygulanıyor. 12 hasta daha sırada tedavi olmak için bekliyor. Bu tedavide sağlıklı dokular ilaçtan zarar görmezken yöntem dünyada 2000 yılının başından bu yana uygulanıyor.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;</description>
      <pubDate>Fri, 07 May 2010 14:24:09 -0000</pubDate>
      <guid>http://www.umitliyiz.com/modules/news/article.php?storyid=197</guid>
    </item>
        <item>
      <title>Çöven otu   kanser</title>
      <link>http://www.umitliyiz.com/modules/news/article.php?storyid=196</link>
      <description> &lt;br /&gt;: Çöven otu   &lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt; 30 Nisan 2010 &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;İngiliz bilim insanları, buketleri süslemek için kullanılan &amp;#8216;Bahar Yıldızı&amp;#8217; isimli beyaz çiçekli bitkinin, binlerce lösemi hastasının hayatını kurtarabileceğini keşfetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Southampton&amp;#8217;daki Lösemi Arkadaşları isimli vakfın araştırmasını, oğlunu lösemiden kaybeden Dr. David Flavell ve eşi Bee yürüttü. &amp;#8216;Çöven otu&amp;#8217; da denilen &amp;#8216;Bahar Yıldızı (Gypsophila Paniculata)&amp;#8217; isimli bitkinin beyaz çiçeğinde, lösemi ilaçlarının etkisini artıracak bir öz bulundu. Bu maddenin, diğer kanser türlerinin tedavisinde de kullanılabileceği sanılıyor. Klinik deneylerin 3 ila 5 yıl süreceği tahmin ediliyor.       &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://www.hurriyet.com.tr/yasasinhayat/14573974.asp?gid=245&quot; title=&quot;http://www.hurriyet.com.tr/yasasinhayat/14573974.asp?gid=245&quot; rel=&quot;external&quot;&gt;http://www.hurriyet.com.tr/yasasinhayat/14573974.asp?gid=245&lt;/a&gt;</description>
      <pubDate>Fri, 30 Apr 2010 12:02:07 -0000</pubDate>
      <guid>http://www.umitliyiz.com/modules/news/article.php?storyid=196</guid>
    </item>
        <item>
      <title>Kansere &amp;#039;radyoaktif mermi&amp;#039;</title>
      <link>http://www.umitliyiz.com/modules/news/article.php?storyid=195</link>
      <description> &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Kansere &#039;radyoaktif mermi&#039; &lt;br /&gt;Karaciğer kanseri tedavisinde, &#039;Radyoaktif Mikroküreler&#039; sayesinde, tümörlü doku yok edilirken sağlam dokulara zarar verilmiyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;ntvmsnbc ve Ajanslar&lt;br /&gt;Güncelleme: 16:14 TSİ 26 Nisan. 2010 Pazartesi&lt;br /&gt;ANKARA - Cerrahi şansı bulunmayan ve mevcut tedavilere yanıt vermeyen birincil ve metastatik karaciğer tümörlerinde etkili olan yöntem sayesinde, hastaların yaşam sürelerinde önemli ölçüde uzama sağlanıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye Nükleer Tıp Derneği Başkan Yardımcısı ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Nükleer Tıp Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Uğur, her geçen yıl kanser görülme sıklığının arttığını, ancak bununla birlikte hastalığın tanı ve tedavisinde önemli gelişmeler olduğunu söyledi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanser tedavisinde cerrahi, radyoterapi ve kemoterapi olmak üzere 3 tedavi seçeneğinin bulunduğunu anımsatan Uğur, cerrahi müdahalenin tedavi başarısında çok önemli olduğunu, ancak bunun her hastada uygulanamadığını anlattı. Uğur, ameliyat olamayan hastaların radyoterapi veya kemoterapi tedavisi aldığını, cerrahi müdahalede bulunulan hastalarda da çoğunlukla sonrasında koruyucu olarak kemoterapi ve radyoterapi verildiğini bildirdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haberin devamı &amp;#8595;&lt;br /&gt;--------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;reklam&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--------------------------------------------------------------------------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kemoterapi ve radyoterapinin, tümör hücresini yok ederken normal organlara da zarar verdiğini, kemik iliği, karaciğer ya da akciğer gibi hayati organlarda önemli hasara yol açabildiğini vurgulayan Uğur, bu nedenle yüksek doz tedavi uygulamalarının her zaman yapılamadığını söyledi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uğur, kanser tedavisinde artık normal dokuyu koruyarak tümör hücresinin yok edilmesinin amaçlandığını belirterek, bunun için &#039;&#039;Radyoaktif Mükrokürelerin&#039;&#039; kullanıldığını kaydetti. Radyoaktif mikroküreleri, adeta hedefini nerede olursa olsun bulup yok eden &#039;&#039;sihirli mermilere&#039;&#039; benzeten Uğur, &#039;&#039;Sihirli mermiler, tümörü yok ederken normal dokuya çok az hasar veriyor. Bu çok büyük bir avantajdır&#039;&#039; dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BİRİNCİL KARACİĞER KANSERİNDE YAŞAM SÜRESİNİ UZATIYOR&lt;br /&gt;Uğur, &#039;&#039;hedefe yönelik tedavi&#039;&#039; olarak adlandırılan bu yöntem içinde radyoaktif mükrokürelerin karaciğer kanserinde etkin olarak kullanıldığını belirterek, &#039;&#039;Radyoaktif mikroküreler, cerrahi şansı olmayan, yaygın hastalığı olan ve diğer tedavi seçeneklerine dirençli ileri evre olan birincil karaciğer tümörlerinde başarıyla kullanılmaktadır&#039;&#039; diye konuştu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Radyoaktif mikroküre uygulaması sonrasında, hastaların yaşam sürelerinin uzadığını vurgulayan Uğur, tedavi sonrasında hastaların önemli bölümünde tümörün büyümesinin durduğunu veya gerilediğini belirtti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof. Dr. Ömer Uğur&#039;un uygulamaya ilişkin verdiği bilgiye göre, tedavi öncesinde hastalara anjiyo ile radyoaktif bir ilaç verilerek, ilacın tümördeki tutulumuna, başka bir organa kaçak olup almadığına bakılıyor. Organlara kaçak olması halinde ise damarlara gerekli müdahale yapılıyor. Bu sayede tedavinin başarı şansı, önceden saptanabiliyor. Bu da yöntemi, diğer kanser tedavilerinden ayıran en önemli fark olarak belirtiliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÇOCUKLAR İÇİN ÖZEL İZİN GEREKİYOR&lt;br /&gt;Tedavi aşamasına geçildiğinde de ilk olarak kasıktan anjiyo kateteriyle girilerek, karaciğerde tümörü besleyen damara ulaşılıyor. Daha sonra bu damarın içine bir saç telinin yarısı kadar olan ve radyoaktif boncuk denilen küçük radyoaktif mikroküreler yerleştiriliyor. Böylece, mikroküreler tümörün içine hapis oluyor ve tümöre içten radyasyon vererek tümör yok ediliyor. Tedavi sürecinde, karaciğer dokusuna çok çok az zarar veriliyor. Uygulama, hastalığın seyrine göre gerektiğinde tekrarlanabiliyor. Tedavi uygulandıktan sonra da gama kamera veya PET cihazı ile tekrar hasta incelenerek &#039;&#039;Radyoaktif mermilerin&#039;&#039; tümörü vurup vurmadığına bakılıyor ve hastanın tedaviden ne kadar faydalanacağı belirleniyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan Prof. Dr. Uğur, radyoaktif mikrokürelerin, çocuklarda kullanılmadığını vurgulayarak, &#039;&#039;İlacın çocuklarda kullanılabilmesi için Sağlık Bakanlığından özel izin alınması gerekiyor. Çocuklar dışında hamilelerde de kullanılmıyor&#039;&#039; uyarısında bulundu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href=&quot;http://www.ntvmsnbc.com/id/25086901/&quot; title=&quot;http://www.ntvmsnbc.com/id/25086901/&quot; rel=&quot;external&quot;&gt;http://www.ntvmsnbc.com/id/25086901/&lt;/a&gt;</description>
      <pubDate>Mon, 26 Apr 2010 14:37:12 -0000</pubDate>
      <guid>http://www.umitliyiz.com/modules/news/article.php?storyid=195</guid>
    </item>
        <item>
      <title>Yumurtalık kanseri tedavisinde yeni umut</title>
      <link>http://www.umitliyiz.com/modules/news/article.php?storyid=194</link>
      <description>Yumurtalık kanseri tedavisinde yeni umut&lt;br /&gt;Antikor, yumurtalık kanserinin tedavisine umut oldu.&lt;br /&gt;12 Nisan 2010 Pazartesi, 16:09:04 &lt;br /&gt; Viyana Tıp Fakültesinden araştırmacılar, AD5-10 adı verilen bir antikorun kanserli hücrelerin direncini azalttığını buldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yumurtalık kanseriyle ilgili yapılan araştırmanın başındaki Profesör Michael Krainer ve ekibi, kültür hücreleri ve hayvanlarda, vücuttaki ihtiyaç duyulmayan veya anormalleşmiş hücrelerin &quot;intiharını&quot; sağlayan TRAIL proteinine dirençli tümörlerin bu direncinin, TRAIL ile AD5-10 antikorunun vücutta aynı anda bulunması halinde kırıldığını belirtti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AD5-10&#039;un, kanserli hücrenin TRAIL&#039;in yerleştiğinden farklı bir yerine yerleştiği ve bu etkinin görüldüğünü kaydeden bilim adamları ayrıca, AD5-10&#039;un kemoterapide kullanılan birçok ilacın etkisini artırdığını da kanıtladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AA &lt;br /&gt; </description>
      <pubDate>Tue, 13 Apr 2010 17:38:53 -0000</pubDate>
      <guid>http://www.umitliyiz.com/modules/news/article.php?storyid=194</guid>
    </item>
        <item>
      <title>Laboratuvarda yapılan bir hata sonucu bulunan aşı, cilt kanseri tedavisinde devrim yarattı</title>
      <link>http://www.umitliyiz.com/modules/news/article.php?storyid=193</link>
      <description>Hatayla gelen mucize tedavi&lt;br /&gt;Laboratuvarda yapılan bir hata sonucu bulunan aşı, cilt kanseri tedavisinde devrim yarattı&lt;br /&gt;00:49 | 12 Nisan 2010&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yorum &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DIŞ HABERLER SERVİSİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD&amp;#8217;nin Chicago kentinde bulunan Rush Üniversitesi&amp;#8217;nde yapılan bir araştırma, cilt kanseri hastaları için umut oldu. Üniversitenin tıp merkezinde görev yapan Dr. Howard Kaufman, ilerlemiş melanoma hastaları için bir aşı geliştirdiklerini açıkladı.&lt;br /&gt;İngiltere&amp;#8217;de klinik olarak denenen aşının, bazı hastalardaki çok ileri safha melanomayı bile tedavi etmeyi başardığını belirten Kaufman, &amp;#8220;Bu sayede her yıl binlerce hayat kurtulabilir&amp;#8221; diye konuştu. &lt;br /&gt;Söz konusu aşı, beklenmedik bir tesadüf sonucu keşfedildi. Başta jenital uçuk tedavisi için geliştirilen aşı, laboratuvar ekibinden birinin hatası sonucu, içinde melanoma hücreleri bulunan kaba damlatıldı. Araştırmacılar, kapta bulunan hücrelerin öldüğünü fark edince, heyecanla çalışmaya koyuldu ve çalışmalarının kapsamını genişletti. Sonuçta ortaya, cilt kanseri tedavisinde çığır açan bu aşı çıktı. &lt;br /&gt;Aşının denemelerine katılan 50 metaztaslı melanoma hastasından sekizi tamamen iyileşti, dördü ise kısmi olarak tedaviye cevap verdi. Oysa melanomanın son aşamalarında bulunan hastalar, hastalık vücutta sıçrama yaptığı (metastas) takdirde genellikle sadece altı ay yaşayabiliyor. Tümör hücrelerine saldırıp sağlıklı hücrelere zarar vermeyen aşı, aynı zamanda vücudun deri kanseriyle mücadelesini de güçlendiriyor. Lisans konusunun seri bir şekilde halledilebilmesi halinde, aşının beş yıl içinde piyasaya çıkması bekleniyor&lt;br /&gt;</description>
      <pubDate>Mon, 12 Apr 2010 07:47:36 -0000</pubDate>
      <guid>http://www.umitliyiz.com/modules/news/article.php?storyid=193</guid>
    </item>
        <item>
      <title>Kadın ruhu meme kanserini nasıl algılar?</title>
      <link>http://www.umitliyiz.com/modules/news/article.php?storyid=192</link>
      <description>ntvmsnbc&lt;br /&gt;Güncelleme: 09:43 TSİ 08 Mart. 2010 Pazartesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İSTANBUL - &quot;Meme kanseri, benlik saygısını, cinselliği, yaşamı ve kadınlığı tehdit eden bir kriz durumudur.&quot; Tanım, Onkoloji Enstitüsü Psikososyal Onkoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sedat Özkan&#039;a ait.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fiziksel hastalıklar içerisinde kanserin özel bir yeri olduğunu söyleyen Prof. Özkan, &quot;Kanser deneyimine genel olarak bakıldığı zaman tıbbi-fiziksel bir hastalık olduğu gibi, ruhsal ve psikososyal bileşkeleri yoğun olan bir sorun ile karşılaşılmaktadır&quot; dedi, meme kanserinin ve memenin cerrahi operasyonla alınması olan mastektominin, yani organ kaybının kadın psikolojisinde yarattığı etkiyi şu cümlelerle anlattı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&quot;Kanser varoluşa ilişkin sorunları gündeme getiren ve hastanın psikolojik dengesinde krize neden olan bir hastalıktır. Kişiye, hastalığın tipine, evresine, psikososyal çevreye göre değişmekle beraber, kanser psikolojik güçlük ve bozukluklara yol açma potansiyeli en yüksek olan hastalık gruplarından biridir. Evrensel bir deneyim olmasına rağmen kanseri sosyo-kültürel faktörlere göre ele almak gerekiyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tedavi yöntemlerindeki değişimlerin sonucunda, meme kanseri ile uğraşan kadın için sosyo-kültürel iklim geniş ölçüde değişti. 15-20 yıl öncesinde yaşanan problemler ile bugün karşılaşılan problemler farklı. Problemler farklı olabilir ancak eşit derecede zorlayıcıdır. Burada kadının yaşadığı kriz; geleceğe ilişkin belirsizlik, anksiyete, umutsuzluk, çaresizlik ve ölüm korkusu gibi duygusal sorunlarla beraber, beden imajı, cinsellik, ailevi, sosyal ve mesleki yaşamla ilgili sorunlar üzerinde yoğunlaşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BEDEN İMAJI, ÖZGÜVEN VE VÜCUT ALGISI ETKİLENİYOR&lt;br /&gt;Her fiziksel hastalık ve cerrahi girişim gibi mastektomi de kadında zorlanma yaratan ve psikososyal krize yol açan bir durumdur. Mastektomi genel olarak, diğer fiziksel hastalıklarda da görülen psikolojik tepkilere, hastalıkla ilgili endişelere, cerrahi girişimle ilgili narsisistik zedelenmeye, memenin kadınlık ve cinsellik anlamıyla bağlantılı olarak kaygılara yol açma potansiyelindedir. Diğer bir deyişle, mastektomi, ciddi boyutta bir kayıp duygusu yaratır ve kişinin işlevlerini, beden imajını, özgüvenini, kendi vücudunu algılayışını, psikolojik durumunu ve çevre ile ilişkilerini etkiler.&quot;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EN ÇOK TERK EDİLME VE AYRILIK KORKUSU YAŞANIYOR&lt;br /&gt;Çalışmalar, meme kanseri olan kadınların &amp;#8216;Terk edilme korkusu&amp;#8217;nu yoğun şekilde yaşadığını gösteriyor. Prof. Sedat Özkan da kanser teşhisini takip eden dönemde yaşanabilecek psikolojik sorunlara değindi, kadın ruhunun sürece verdiği tepkileri değerlendirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&quot;Meme kanseri olan kadınlarda en fazla gözlenen kaygıları; yakınlardan ve çevreden ayrılma kaygısı, estetik kaygıların yol açtığı sevgi, ilgi, destek ve onayı kaybetme korkusu, temel işlevlerini, vücut üzerindeki denetimini kaybetme kaygısı olarak sıralamak mümkün. Hastalık öncesi yaşam tarzı dolayısıyla (mesela sigara ve alkol kullanımı, çelişkili cinsel yaşantı gibi) suçluluk duyguları ve cezalandırılma korkusu da görülebilir. Meme kanseri ve mastektominin yol açtığı bir diğer önemli kaygı da hastalığın nüks etmesine yöneliktir. Bu tür kaygılar yaşayan hastada, şok, depresyon, kızgınlık, inkar, hostalite, yansıtma, patolojik bağımlılık, agresif direnç ve psikolojik gerileme gibi çeşitli davranışsal ve duygusal tepkiler gelişir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  İLGİLİ HABER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Kadınlar bu haberi mutlaka okumalı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haberin devamı &amp;#8595;reklam&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mastektomi sonrası en yaygın olarak görülen psikiyatrik bozukluklar ise depresyon ve anksiyete, uyum güçlükleri, cinsel güçlükler, fobik tepkiler olarak sıralanabilir. Meme kanseri nedeniyle mastektomi uygulanan hastalarda, kanser ve cerrahi girişimle ilgili, endişe ve zorlanmalar yaşanır. Bu psikososyal zorlanmaları ise şöyle özetleyebiliriz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ORGAN KAYBI UYUM GÜÇLÜĞÜNE YOL AÇIYOR&lt;br /&gt;Ölüm korkusu, geleceğe yönelik belirsizlik endişeleri, hastalığın tekrarlayacağı endişesi, ayrılık kaygısı, kendine yeterliliğini, vücudu üzerindeki denetimini, otonomisini ve temel işlevlerini kaybedeceği endişesi, vücut organ ve bölümlerinin hasar göreceği endişesi, görünümünde  değişme ve kötüleşme, sevgi, ilgi ve desteği kaybetme korkusu, kendini eksik hissetme, başkalarına muhtaç olma korkusu, cinsel çekicilik ve fonksiyonda azalma endişesi, çocuklarına bakamayacağı endişesi, ağrı, saç dökülmesi gibi acı verici ve görünümü bozucu durumlarda endişe etme, suçluluk ve cezalandırılma endişeleri.&quot; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanser hastalığına organ kaybının eşlik etmesi, uyum güçlüğünü ve sosyal izolasyonu artırıyor. Ameliyat öncesinde kaygısını ifade edemeyen ve sürekli baskılayan kişilerde çaresizlik ve umutsuzluk tepkisinin daha sık geliştiğini hatırlatan Prof. Özkan, aile bireyleri ve yakınların davranış ve yaklaşımlarının her aşamada önem taşıdığını ve belirleyici rol oynadığını söyledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&quot;Bu süreçte kişinin psikolojik olarak mutlaka desteklenmesi gereklidir. Hastalığın tıbbi tedavisi ile eş zamanlı olarak psikolojik tedavi de sürdürülmelidir. Tıbbi tedavi ile psikolojik tedavi ayrılmaz bir bütündür. Çünkü bedenin tedavisi yanında, bedenin ve hayatın lideri olan beynin ve ruhun birlikte ele alınması gereklidir. Bedenin güçlenmesi psikolojiyi güçlendireceği gibi psikolojik açıdan mücadeleci ve uyuma yönelik bir yaklaşım da bedeni güçlendirecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PSİKOSOSYAL TEDAVİ İHMAL EDİLMEMELİ&lt;br /&gt;Günümüzde artık tıbbi psikiyatrik tedavilerin yanında ileri ve özgünleşmiş psikoterapiler uygulanıyor. Aileler, duygularını ve endişelerini ifade etmesi için hastayı teşvik etmeli, paylaşımcı ve destekleyici olmalıdırlar. Sıklıkla aileye de ayrıca psikolojik destek gerekli olur. En uygun olanı tıbbi tedavi ile birlikte psikolojik tedavinin işbirliği içinde sürdürülmesidir. Bu yaklaşım, hastanın uyumu ve yaşam kalitesini artırır, hastalığın seyrini ve tedaviye cevabını da olumlu etkiler.&quot;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanser hastalığının tüm dünyada multidisipliner yaklaşımla tedavi edildiğini, ülkemizde ise genel olarak hastalığın medikal tedavisinin dünya şartlarında yapıldığını, ancak psikososyal boyutun yeterince önemsenmediğini belirten Prof. Sedat Özkan, Türkiye&amp;#8217;de geçtiğimiz yıl kurulan Psikososyal Onkoloji Derneği&#039;nin bu anlamda önemli bir gelişme olduğunu söyledi ve &quot;Unutulmamalıdır ki kanserle mücadele bedenin ve beynin ortak mücadelesidir&quot; dedi.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastanelerde kanser hastalarının ruhsal bakım ve tedavisini yürüten hekim, hemşire, psikolog ve diğer sağlık elemanlarına psikososyal onkoloji eğitimi vermek, bu alandaki araştırmalara destek olmak, yurt dışındaki psiko-onkoloji dernekleriyle bağlantıya geçmek, Psikososyal Onkoloji Derneği&#039;nin hedefleri arasında yer alıyor.</description>
      <pubDate>Wed, 07 Apr 2010 09:04:59 -0000</pubDate>
      <guid>http://www.umitliyiz.com/modules/news/article.php?storyid=192</guid>
    </item>
      </channel>
</rss>