Gönderen gokmengönderim tarihi 11.03.2010 14:18:03 (9 okur)
Kanser ve psikiyatri Hasta Okulu internet yayını tarafından desteklenmektedir. Hasta Okulu, İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'nin kamuya yönelik bir sağlık hizmetidir. Bu bölüm, kronik hastalıklarla ilgili genel bilgi sağlamaya yöneliktir; asla hekim tavsiyesi yerine geçmez, teşhis ve tedavi amaçlı kullanılamaz.
Kanserin psikiyatrik yönleri (Psikoonkoloji) Psikoonkoloji ve psikiyatrik onkoloji Kanserde Psikiyatrik Bozukluklar Psikolojik yardım ne zaman istenmeli Kanser ve depresyon Kanser ve kaygı bozuklukları Kanser hastalarında tıbbi - psikiyatrik acil bir durum olarak deliryum Kansere bağlı cerrahi girişimlerin psikolojik etkisi Kanser hastalarında psikiyatrik ve psikolojik tedavi Kanserin psikiyatrik yönleri (Psikoonkoloji) “Kanserle mücadele bedenin ve beynin ortak mücadelesidir” Konsültasyon Liyezon Psikiyatrisi (Psikiyatrik Tıp, Psikosomatik Tıp) fiziksel hastalıkların psikiyatrisini temsil eden bir psikiyatri üst disiplinidir. Liyezon psikiyatrisi fiziksel hastalığı olan ya da cerrahi girişim uygulanan hastalarda görülen ruhsal kriz ve rahatsızlıkların araştırılması, tanısı, tedavisi, izlenmesi ve önlenmesine dönük psikolojik hizmet sunan özelleşmiş bir psikiyatri disiplinidir. Tıbbi tedavi ve bakım ile psikiyatrik - psikososyal bakımı bütünleştirir. Psikoonkoloji; psikiyatrik tıp şemsiyesi içinde kanser psikiyatrisi temsil eden bir disiplindir. Kanser hastalarına ve hasta ailelerine tıbbi tedavi ve bakım ile birlikte psikolojik tedavi, bakım ve destek verilmesini amaçlar. Günlük yaşantının içerisinde “kanser” kelimesi bile başlı başına olumsuzlukları çağrıştırır. Kanser tanısı olasılığı olan ya da tanısı alan hastalarda ise olumsuz duygu ve düşüncelerin gelişmesi neredeyse kaçınılmazdır. Kanser bir yıkım gibi algılanır ve en dramatik anlamıyla kişinin psikolojik dengesinde krize neden olur. Kriz; sağlıklı yaşamdan, hastalık ve ölüm tehdidine uyuma uzanan bir süreçtir. İnsanlar, kanser tanısı karşısında bir çok farklı tepkiler gösterirler. İlk aşamada en yaygın tepki, şoke olma ve inanmamadır. Gerçeğin hemen inkarı, çoğu kez, katlanılması çok güç, bazıları için imkansız, gerçeğin yarattığı kaygı, panik ve çaresizlik duygularına karşı bir savunmadır. Bir anlamda, gerçeği reddederek, olmamış kabul ederek hasta, kendini dayanılmaz kaygıdan korur. Bu nedenle çoğu hastada psikolojik açıdan önceden hazırlanması ve çevre, sosyal, duygusal desteklerin sağlanarak yavaş yavaş bunun söylenmesi daha doğru olabilir. Ardından, kızgınlık ve depresyon gelişir. Hastanın kızgınlık ve isyanını ifade edememesi, depresyon gelişim riskini arttırır. Bu dönemde kaygı, yemeden-içmeden kesilme, dikkat dağınıklığı, huzursuzluk gibi durumlar normaldir. “Niye ben” türü hiddetlenmeler ve isyan duyguları görülür.
Kanserdeki kriz 4 aşamalı bir süreç olarak tanımlamıştır: 1. Şok hali 2. Tepki aşaması 3. Direnme 4. Uyum Tedavi sürecinin tamamlanmasından sonra da kişide yaşanmış bir hastalığın psikolojisine bağlı olarak yeni durumuna uyumunda sorunlar gelişebilir. Bununla birlikte, her kanser hastasının psikolojik güçlük yaşadığı düşüncesi de, tüm tepkilerin “normal” olarak kabul edilmesi gerektiği düşüncesi de yanlıştır. Son yılarda onkolojideki gelişmeler ve tıbbi hastalara psikiyatrik-psikososyal hizmetleri sunmak için konsültason-liyezon psikiyatrisi servislerinin genel hastanelerde daha yaygın yapılanmasını, psikiyatrik tıp şemsiyesi içinde psikoonkoloji disiplininin şekillenmesini sağlamıştır.
▲ Psikoonkoloji ve psikiyatrik onkoloji Kanserin hasta, aile ve tedavi ekibi üzerindeki psikolojik etkilerini, psikolojik ve davranışsal faktörlerin kanser risk ve seyrindeki etkilerini araştıran ve kanser hastalarına psikolojik tıp hizmetlerini sunan bir disiplindir. Kanser tedavisi; cerrahi girişim, kemoterapi, radyoterapi gibi çoğul tedavileri gündeme getirir. Tanı ve tedavide geliştirilen ileri yöntem ve tekniklerin, başlı başına psikolojik yan etkileri vardır. Bu alanda kullanılan ilaçların birçoğunun ciddi nöropsikiyatrik yan etkileri vardır. Kemik iliği nakli gibi bazı ileri girişimlerin kendine özgü sorunları olduğu da bilinmektedir. Bu da kanser tanı, tedavi, hastane ortamı, hasta rolü, yeniden topluma girme ve yeni yaşam biçimlerine uyum güçlüğü gibi sorunları gündeme getirir. Kanser hastaları tanı, tedavi ve palyatif dönemlerde çeşitli ve değişik duygusal, ruhsal, davranışsal reaksiyonlar geliştirirler. Kanser hastalarının psikolojik açıdan doğru değerlendirilmesi için bir çok faktör göz önünde bulundurulmalıdır.
Bunlar: 1. Hastalığın özellikleri: Etkilenen organ, işlev kaybı olup olmadığı, tedavinin komplikasyonları 2. Hastanın bir birey olarak özellikleri: Hastalığa ilişkin genel algı, kişilik yapısı, yaşı, yaşam dönemi, baş etme yöntemleri 3. Psikososyal çevre: Ailenin, toplumun hastalığı algılama şekli, hastanın aile ile ilişkisi, hasta-aile ve tedavi ekibi ilişkisi ve işbirliği.
Kanser hastalarında psikiyatrik değerlendirme ve psikolojik danışmanlık gerektiren belirti ve bulgular şunlardır: • Sıkıntı • Gece sık uyanma • Çökkünlük • Uyum güçlüğü • Zihinsel karışıklık • Umutsuzluk, çaresizlik, suçluluk duyguları • Uykusuzluk • Sosyal geri çekilme • Kabus görme • İsteksizlik • Baş etme güçlükleri • Keyif alamama • Panik • İlgi alanı daralması • Kişilik değişiklikleri • İnkar • Yas tepkileri • Yaşam ideallerinin yok olması • Dikkat bozuklukları • Sürekli kaygı ve karamsarlık • Mesleki işlevlerden uzaklaşma • Geleceğe dönük plan yapamama
▲ Kanserde Psikiyatrik Bozukluklar Yapılan çalışmalarda, kanser hastalarının %47’sinde tanı konacak düzeyde ruhsal bozukluk bildirilmiştir. Tıbbi hastalar genelinde bildirilen %20-40 oranına göre bu oldukça yüksek bir orandır. En sık görülen ruhsal bozukluklar; depresyon, kaygı bozuklukları ve organik beyin sendromu’dur. Kanserli hastalarda ortaya çıkan psikiyatrik bozuklukları şu şekilde sınıflandırabiliriz: • Uyum Bozuklukları • Depresif Sendromlar • Anksiyete Bozuklukları • Organik beyin sendromları (deliryum, demans ve diğer organik psikiyatrik sendromlar, kemoterapötik ajanların nöropsikiyatrik yan etkileri) • Kişilik ve Tutum Değişiklikleri • Ağrılı Sendromlara eşlik eden psikiyatrik sendromlar • İştahsızlık, bulantı-kusma (kemoterapiye bağlı)
Psikiyatrik boyutu olan diğer sendromlar Kanser hastalarında ortaya çıkan psikiyatrik ve psikolojik bozukluklar, hastanın uyumunu ve yaşam kalitesini bozar hastalığın seyrini ve tedaviye cevabını olumsuz olarak etkiler. Kanser hastasına optimum hizmet ve kanser ile en iyi mücadele şekli kanser hastasının psikolojisini de ele almayı gerektirir. Kanseri tedavi edip, kanser hastasının örneğin depresyonunu tedavi etmemek eksik bir tedavi olacaktır
▲ Psikolojik yardım ne zaman istenmeli • Hastalığa uyum güçlüğü • Hastalığın seyrini, tedaviye cevabını olumsuz etkileyen kaygı, depresyon, korku gibi duygusal, zihinsel, davranışsal tepkiler • İntihar düşüncesi veya girişimi, çevredekilere zarar verme, agresif tutumlar • İleri davranış bozuklukları, işbirliği, tıbbi bakım ve tedaviye uyum güçlüğü • Tedavi ekibi ile çatışma • Geçmiş psikiyatrik hastalık öyküsü • İlaç yan etkisi ve ilaç etkileşimleri • Kişilik değişiklikleri • Tedaviyi reddetme • Uyku ve gıda alımına ilişkin sorunlar • Tıbbi bakım ve tedaviyi olumsuz etkileyen kişilik sorunları • Fiziksel hastalığa bağlı ya da tedavi sürecinde ortaya çıkan cinsel sorunlar
▲ Kanser ve depresyon Kanser hastalarında en sık görülen psikiyatrik bozukluk depresyondur. Kanser tanısı ve tedavi yöntemleri ve bunların anlamı, hastada şiddetli kaygı ve çaresizlik düşünce ve duyguları yaratır. Hastanın bu ileri zorlanma ile baş edebilmesi, yaşı, yaşam deneyimleri, daha önceki duygusal uyum yeteneği, kanserin yaşam amaçlarını (kariyer, aile) tehdit etme potansiyeline, psikososyal ve çevresel desteklerine ve doğrudan hastalığın kendi değişkenlerine (fiziksel hasarlar, organ kaybı, tedavi seyri, ağrının şiddeti, hastalığın gidişi) ve diğer birçok faktöre bağlıdır. Kansere uyum güçlüğü ve çaresizlik algısı depresyon gelişiminde en potansiyel unsurlardır. Ölüm korkusu, çaresizlik, yaşam, ideallerinin tehdit altında olması, otonomisini kaybedeceği, çevreye bağımlı olacağı, fiziksel yıkım olacağı gibi düşünce ve kaygılar, depresyon gelişiminde önemli rol oynayan düşünce ve duygulardır. Bununla birlikte tedavide kullanılan bazı ilaçların (kortikosteroidler ve bazı kemoterapi ilaçları gibi) ve eşlik eden diğer hastalıkların da depresyon riskini arttırdığı bilinmektedir.
Kanser hastalarında depresyon riskini arttıran faktörler • Depresif bozukluk ya da alkolizm geçmişi • Kanserin ileri evrede olması • Sosyal destek azlığı • Ağrının kontrol edilmemesi • Tedavide kullanılan bazı ilaçlar (kortikosteroidler ve bazı kemoterapi ilaçları gibi) ve eşlik eden diğer hastalıklar
Kanser hastalarında depresyonun belirtileri • İlgi ve zevk azalması/kaybı • Aşırı sinirlilik • Sıkıntı, bunaltı, halsizlik • Bedensel şikayetler • Ağlama, karamsarlık • Unutkanlık/Konsantrasyon güçlüğü • Uyku bozuklukları • Gerginlik, huzursuzluk • İştahta artma/azalma • İçe kapanma • Evlilik problemleri, ilişki problemleri • Ölüm korkusu • İntihar düşüncesi/girişimi
▲ Kanser ve kaygı bozuklukları Kanser hastalarında, başlangıçta tanı ve kriz dönemlerinde kaygı atakları sıklıkla görülür. Bu hastalarda kaygı yaratan kriz durumlarını şöyle tanımlayabiliriz: • Tanı aşaması • Tetkik sonuçlarını beklerken • Yeni bir tedavi öncesi • Tedavi değişimi • Belirti-bulgu ortaya çıkması • Nüks görülmesi • Hastalık çağrıştıran değişikliklerin hissedilmesi Kaygı bozukluklarının başlıca belirtileri • Uykusuzluk • Aşırı hassaslık • Konsantrasyon bozukluğu • Tahammülsüzlük • Panik ataklar • Nefes darlığı, kalp çarpıntısı, terleme • Ağız kuruması, baş dönmesi
▲ Kanser hastalarında tıbbi - psikiyatrik acil bir durum olarak deliryum Kanser hastalarında deliryum sıklıkla görülen psikiyatrik bir durumdur. Deliryum acil müdahale ve tedavi gerektiren bir durumdur. Demans gelişimine ya da ölüme neden olma potansiyeli yüksektir. Bu nedenle erken tanısı ve hızlı, etkili tedavisi çok önemlidir. Deliryum, ani ve hızlı gelişen beyin yetmezliğidir.
Bu hastalarda görülen belirti ve bulgular şunlardır: • Bilinç bozukluğu • Huzursuzluk • Ajitasyon • Yorgunluk • Yönelim bozuklukları (yer, zaman, kişi) • Dikkat ve kognitif işlevlerde bozukluklar • Uykusuzluk ya da aşırı uyku hali • Gece ile gündüzü ayırt etme zorluğu Tablonun gece kötüleşmesi tipiktir. Agresif davranışlar, ürkütücü görsel hallüsinasyonlar, saldırgan tutumlar, şüpheci algılar sık ve özellikle geceleri ortaya çıkar. Anlamsız hareketler, taşkınlık sıktır. Hasta sanki bir kabus yaşıyor gibidir. Uyaranların algılanması, değerlendirilmesi ve bilgi akışı bozuk olduğundan tam bir zihinsel kaos yaşanır. Hasta korku, tehdit edilme hissi içindedir. Bu hastalarda; gerçeği değerlendirme bozulmuş, bir bilinç-bilinç dışı, gerçek-rüya sınırları kaybolmuş gibidir. Delirium tıbbi-psikiyatrik acildir ve yoğun bakım gerektirir. Kanser hastalarına en uygun tedavi ruhsal ve tıbbi tedavi ve bakımın eşzamanlı ve eş güdümlü olarak verilmesidir. Fiziksel tedavi ve uyumuna yardımcı olmak bir bütün oluşturmaktadır. Fiziksel hastalıklarda ruhsal sorunları tanımak ve tedavi etmek sağlık anlayışının doğal gereğidir.
▲ Kansere bağlı cerrahi girişimlerin psikolojik etkisi Memenin alınması (Mastektomi) Organ kaybının eşlik ettiği kanser olguları psikolojik yardımda önceliklidirler. Organ kaybına örnek alarak meme kanseri sonrası memenin alınması,”mastektomi” verilebilir. Meme kanseri kişinin narsistik bütünlüğünü tehdit eder ve yaşam amaçlarının sarsılmasına neden olur. Mastektomi, ciddi boyutta bir kayıp yaşantısı ile birlikte kişinin işlevlerini, imajını, özgüvenini, kendi vücudunu algılayışını, ruhsal durumunu ve çevre ile ilişkilerini etkiler. Ayrıca; çeşitli kaygılara ve korkulara yol açabilir. Bunlar, yakınlardan ve çevreden ayrılma kaygısı, estetik kaygıların yol açtığı sevgi, ilgi, destek ve onayı kaybetme korkusu, temel işlevlerini, vücut üzerinde denetimini kaybetme kaygısı olarak sıralanabilir. Hastalık öncesi yaşam tarzı dolayısıyla (sigara ve alkol kullanımı, çelişkili cinsel yaşantı..gibi) suçluluk duyguları ve cezalandırma korkusu da görülebilir. Meme kanseri ve mastektomi’nin yol açtığı bir diğer önemli kaygı da hastalığın nüks etmesine yöneliktir. Bu tür kaygılar yaşayan bir hastada, şok, kaygı, depresyon, kızgınlık, inkar, hostalite, yansıtma, patolojik bağımlılık, agresif direnç ve psikolojik gerileme gibi çeşitli davranışsal ve duygusal tepkiler gelişir. Cerrahi müdahale öncesinde psikiyatrik yönden hazırlanmaları oldukça önemlidir. Ameliyat öncesinde hastaya kaygısını arttırmayacak şekilde hastalığının ne olduğu, ameliyatın içeriği ve olası komplikasyonları ve hastanın kendine yardım için ne yapabileceği açıklanmalıdır. Mastektomi sonrası en yaygın olarak görülen psikiyatrik bozukluklar: Her fiziksel hastalık ve cerrahi girişim gibi mastektomi uygulaması da kişilerde zorlanma yaratan ve psikososyal krize yol açan bir durumdur.
Rahmin alınması (Histerektomi) Kadınlar rahimlerini çocuk yapım organı, cinsel organ, salgı organı, vücut işlev düzenleyicisi, gençlik ve çekicilik organı şeklinde görmektedirler. Histerektominin yapılma sebebi, bireysel ve kültüre özgü faktörler daha sonra verilen tepkilerde belirleyici rol oynamaktadır. Kadının yaşı, doğurganlık durumu, ameliyatı algılama biçimi, ameliyattan beklentiler, destek sistemlerinin varlığı, yakınların, eş ve partnerin tutumları emosyonel tepkileri etkileyen faktörlerdir. Histerektoromi operasyonundan sonra ciddi psikiyatrik bozukluklar ve özellikle depresyon gelişiminin sık olduğu düşünülmesine rağmen bu alanda yapılan çalışmalar histerektomiye özgü bir psikiyatrik bozukluk olduğunu göstermemektedir. Histerektomi uygulanan hastaların çoğunda, ameliyat öncesi yıllarda işlevselliklerini etkileyen boyutta kanamalar, dismenore ve ağrılı menstruasyonlar olduğu ve bu zorlu durumların kaygı ve depresyona neden olduğu belirtilmiştir. Histerektomiden sonraki ilk haftalarda klinik psikiyatrik sorun pek görülmez, çoğunlukla operasyon travması geçtikçe ve günlük yaşama uyum dönemi ile birlikte psikolojik sorunlar ortaya çıkar. Psikiyatrik hastalık öyküsü olanlar, ameliyat sonrasında ayrı yaşayan ya da boşanmış olan ve ciddi pelvik patolojisi olmayanlarda depresyon daha fazla bildirilmiştir. Histerektomide organ kaybına ve vücut imajına ilişkin kayıp kaygısı daha fazladır. Genellikle cinsel işleve ilişkin bağlantılı düşünceler ve özgüven zedelenmesine bağlı olarak depresif reaksiyon daha sıktır.
Histerektomiye ilişkin tutumlar 3 alt grupta incelenir: 1. Üretkenlik işlevlerin kaybı 2. Adet kanamasının kaybı 3. Cinsel işleve tehdit. Gereksiz beklentileri olmayan, olumlu evlilik ilişkisi tanımlayan, özgüveni yerinde, iş ve sosyal etkinlikleri olan, çocuk yapmayı tamamlamışlarda uyum daha iyidir. Bu operasyon öncesinde kapsamlı bir psikiyatrik değerlendirme ve operasyon sonrası sağlanacak psikiyatrik ve psikolojik destek hasta için ideal koşulların sağlanabilmesinde en önemli aşamalardır. Hastalığın tıbbi tedavisi ile eş zamanlı olarak hastanın psikolojik tedavisi sürdürülmelidir. Hastalar kaderci kabulleniş ile inkar etme davranışı arasında gidip gelirler. Bu hastalarda ortaya çıkan depresyon yüzeysel telkin yöntemleri ile ya da “takma kafaya” gibi yaklaşımlarla düzelmezler hatta hastada öfke yaratır. Ailenin sağlayacağı anlayış ve destek ile klinik psikolojik tedavinin birlikte götürülmesi gereklidir. Günümüzde tıp ve psikiyatri ve psikoloji bilimlerindeki gelişmeleri bütünleyen bir anlayışla yeni tedaviler geliştirilmiştir. Bu hastaların psikolojik değerlendirmesi genel psikiyatriden ileridir ve tedavileri artık üst uzmanlaşma alanlarıdır.
▲ Kanser hastalarında psikiyatrik ve psikolojik tedavi Psikolojik tedavide, psikolojik kaygı ve acıyı azaltmak, uyumu sağlamak, yaşam kalitesini arttırmak, duyguların ifadesine yardımcı olmak, mücadele ve yaşama gücünü arttırmak, hastalığın yarattığı çok yönlü krizle sağlıklı baş etmeye yardımcı olmak, varolan yanlış algıları düzeltmek, ya hep ya hiç tarzı davranış ve düşünceleri düzeltmek, sosyal destek ve iletişimi güçlendirmek amaçlanır. Hastalık hali, kişide olduğu kadar, ailede de krize neden olur. Hasta ile aile arasındaki ilişkilerde güçlükler ortaya çıkar. İlişkilerde dengeli, duyguların serbestçe ifadesine izin veren, çatışmaların az, işbirliğinin fazla olduğu ailelerde hastanın uyumu en iyi olmaktadır. Ailenin tutumu ilgili ancak aşırı kaygılı olmamalıdır. Aile içi rollerin net olmaması, aşırı koruyuculuğun egemen olduğu, katı ve çatışmaları göz ardı eden aile ortamları, hastanın uyumunu güçleştirmektedir. Olası çatışmaların inkar edilmesi, çatışmaların çözümünü daha da güçleştirmektedir. Kanser hastasına ek olarak, sıklıkla, aileler de psikolojik destek ve tedaviye ihtiyaç duymaktadırlar. Kanserin psikiyatrik tedavisinde, biyolojik psikiyatrik tedaviler (ilaç tedavileri), medikal psikoterapi (kognitif- davranış terapisi, destekleyici teknikler, gevşeme teknikleri), psikososyal destek ve gereken durumlarda grup psikoterapileri bir bütün oluştururlar. Bu alanda uğraşan uzman terapist her şeyden önce hastanın tıbbi durumunu bilmeli, seyrini değerlendirebilmeli, tıbbi hastalık ve tedavisine ilişkin komplikasyon ve yan etkileri anlamalıdır. Psikoterapi öncelikle önce hastanın ve hastalığın anlaşılması, hastanın kendi durumunu ve hastalığını nasıl algıladığının kavranması ile başlar. Bilgilendirme, umudu yok etmeden gerçekçi kabullenme, tedavi olanaklarının ve seçeneklerinin anlatılması, yanlış tutum ve bilgilerin düzeltilmesi ve rahatlatma esastır. Tedavi, seyir ve yan etkilerinin, hastalığın ne olduğunun anlaşılması sağlanmalıdır. Hastadaki olası felaketçi yorumlar düzeltilmelidir. Tıbbi psikiyatrist; hastaya hastalığı, tetkikler, sonuçları ve hastalığın genel gidişine ilişkin; onkolog ile görüşerek bilgi sağlar. Hastanın psikolojik dinamiklerini irdeleyerek, savunma düzeneklerinin yorumunu yapar, daha etkili olumlu savunma düzeneklerinin gelişimine yardımcı olur. Hastanın normal psikolojik ve emosyonel reaksiyonlarını ifade etmesini cesaretlendirir. Tanı, yeni tedavi, nüks, tedavi başarısızlığı gibi kaygı ve çaresizlik duygularının en yoğun olduğu dönemde kriz müdahale tedavisi uygular. Yapılan tüm bu girişim ve tedaviler hastayı takip eden onkolog ve diğer uzmanlar ile işbirliği içerisinde yürütülür ve hastanın tedavisinin başarısını arttırmayı amaçlar.
Kanser hastalarında psikolojik tedavinin amaçları • Psikolojik bozuklukları ve sorunları düzeltmek ve azaltmak • Psikolojik acıyı azaltmak • Psikolojik ve sosyal uyumu sağlamak, yaşam kalitesini arttırmak • Kaygı, depresyon, felaketçi tepkiler ve diğer psikiyatrik semptomları düzeltmek • Mücadele ve yaşama güç ve dürtüsünü arttırıcı, kansere ruhsal-davranışsal uyumu güçlendirmek • Hastalıkta ve yaşamlarında kendi denetimlerinin olduğu duygusunu geliştirip arttırmak, aynı zamanda kanser tedavilerinde etken katılımı sağlamak • Kanserle ilişkili fiziksel ve psikolojik sorunlarla baş edebilmek, etken yöntemleri ve tutumları geliştirmek • Kızgınlık, öfke, suçluluk vs. gibi (örtülü) duygu ve tepkilerin serbestçe ifade edilmesini ve hastalıkla ilgili düşüncelerin anlatılmasını cesaretlendirmek, • Hasta ile aile ve sosyal etkileşim alanları arasındaki iletişimi güçlendirmek • Gelecekte ve varoluşla ilgili bilinmezlikte baş etme yolları incelemek.
Aileye yönelik psikolojik tedavinin amaçları • Hastalığın aile bireylerindeki etkisini araştırmak, durumu etkileyen önceden veya birlikte varolan psikopatolojik reaksiyonları tanımlamak, • Tedavi ile ilgili verilen kararları gözden geçirmek, • Hastalıkla ilgili duyguları ve düşünceleri paylaşmak, • Hasta ve aileyi bir araya getirerek hastalık hakkındaki duyguların paylaşılmasını cesaretlendirmek. • Kanser hastalarına en uygun tıbbi hizmet hastalığı tedavi ederken fiziksel tedavi ve bakımla birlikte psikiyatrik tedavi ve psikososyal bakım hizmetinin eş zamanlı ve eş güdümlü ekip olarak sunulmasıyla mümkündür.
Gönderen gokmengönderim tarihi 19.02.2010 13:48:43 (62 okur)
Yeni bir araştırmaya göre, düzenli olarak aspirin içmek, göğüs kanseri hastalarının ölüm riskini düşürüyor.
MedPage Today’in yayınladığı rapora göre, haftada en az iki kere aspirin alan göğüs kanseri hastalarının ölüm riski %64’ten %71’e ve yayılımı %43’ten %60’a kadar azalıyor.
Aspirinin kemoterapiye kıyasla son derece hafif olan yan etkileri düşünüldüğünde bu gelişmenin çok önemli olduğunu söyleyen uzmanlar, “Bu ümit vadeden bir gelişme ve ek klinik denemelerde de onaylanırsa, doktorlar kanserin yayılması ve sebep olacağı ölüm riskini azaltması için göğüs kanseri hastalarına aspirin önerebilecekler” diyor. http://saglik.milliyet.com.tr/gogus-k ... =milliyet_anasayfa&ver=24
Gönderen gokmengönderim tarihi 21.01.2010 17:24:17 (29 okur)
Meme kanseri geni prostat kanseri de yapıyor Kalıtsal meme ve yumurtalık kanserine yatkınlık yapan BRCA1 ve BRCA2 adlı iki genin, erkeklerde prostat kanseri yatkınlığına de neden olduğu bildirildi.
İlişkili fotoğrafları göster
ntvmsnbc ve Ajanslar Güncelleme: 13:30 TSİ 21 Ocak. 2010 Perşembe ANTALYA - BRCA1 ve BRCA2 adlı genleri taşıyan kişilerin önceden tespit edilmesi halinde, hastalık oluşmadan bazı önlemlerin alınabileceği belirtildi.
Prostat kanserine yatkınlık yaptığı belirlenen BRCA1 ve BRCA2 genlerinin genetik geçişlerini incelemek üzere bir araya gelen 20 ülkeden bilim insanları arasında Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji Anabilim Dalı öğretim üyeleri Prof. Dr. Güven Lüleci ve Yrd. Doç. Dr. Esra Manguoğlu da yer aldı.
Yrd. Doç. Dr. Manguoğlu, bilim insanlarının, IMPACT (Identification of men with a genetic predisposition to prostate cancer: Targeted) adı verilen çalışmada, ülkelerindeki erkeklerde prostat kanseri riskine karşı bu genlerin taşıyıcısı olup olmadıklarını araştırdıklarını bildirdi. Bu çalışmada, erkeklerdeki prostat kanserinin genetik yatkınlığına bakıldığını anlatan Manguoğlu, prostat kanserine yatkınlığa neden olduğu belirlenen BRCA1 ve BRCA2 genlerinin incelendiğini ifade etti. Bu genlerin aynı zamanda kadınlarda meme ve yumurtalık kanserlerine yatkınlığa neden olduğuna işaret eden Manguoğlu, ''Eğer bu genleri taşıyan kişiler önceden bilinirse, yaşam tarzlarını değiştirerek, bir takım önleyici tedbirler alarak ya da devamlı kontrol takipleri ile hastalık oluşmadan önlem alınabilir'' dedi.
TAKİP VE TEDAVİ PROTOKOLÜ OLUŞTURULABİLİR Akrabalarında meme ya da yumurtalık kanseri olan erkeklerin, BRCA1 ya da BRCA2 genleri taşıyıcısı iseler prostat kanseri olmak için risk taşıyabileceğine de değinen Manguoğlu, şöyle konuştu:
''Annesinde, teyzesinde, kız kardeşinde, ablasında, yakın akrabalarında meme ya da yumurtalık kanseri görülmüşse, bu kişilerde bir risk faktörü vardır. Yani bu kişilerin erkek akrabalarında prostat kanseri görülme riski söz konusu. Aynı ailedeki prostat kanseri vakaları da kadınlar için yumurtalık ya da meme kanseri için bir soru işareti oluşturabilir. Bu durumda ailelerin soyağacının çıkarılıp incelenmesi gerekiyor. Ancak bundan sonra kesin olarak riski söyleyebiliriz.''
IMPACT'in de bu amaçla ortaya çıktığını vurgulayan Manguoğlu, erkeklerde BRCA1 ve BRCA2 genlerinin taşıyıcılığını araştırdıklarını, yaptıkları genetik testlerle bu genleri taşıyan bireyleri bulmaya çalıştıklarını vurguladı. Bu genleri taşıyan kadınlarda uygulanacak takip ve tedavi protokolleri bulunduğunu ancak erkek taşıyıcılar için bu protokollerin Avrupa ve Türkiye bazında henüz oluşturulmadığını kaydeden Manguoğlu, bu proje ile BRCA1 ve BRCA2 genlerini taşıyan erkekler için uygulanacak tedavi ve takip protokollerinin oluşturulabileceğini kaydetti.
Manguoğlu, yakın akrabalarında bu hastalıkları taşıyan kişilerin kendilerine başvurarak bu geni taşıyıp taşımadıklarını belirleyebileceklerini sözlerine ekledi
Gönderen gokmengönderim tarihi 18.01.2010 12:08:08 (53 okur)
Doğal antioksidanlar kanseri önlemede etkili Çalışmalar, antioksidanların kanseri önlemede etkili olduğunu, antioksidan takviyelerinin ise faydalı olmadığını gösteriyor. Kemoterapi ve radyoterapide olumlu etki yaptığına dair görüşler ise belirsizliğini koruyor.
İlişkili fotoğrafları göster ntvmsnbc Güncelleme: 10:31 TSİ 15 Ocak. 2010 Cuma İSTANBUL - Antioksidanlar, serbest radikallerle hasara uğramış hücreleri koruyan maddeler. Serbest radikaller ise vücudun normal metabolik faaliyetleri sırasında ortaya çıkan ve hücrelere saldırarak yapılarını bozan kararsız moleküller.
Antioksidanlar, diğer moleküllerden aldığı elektronlarla DNA’ya zarar veren serbest radikallerin taşıdığı elektriği etkisiz hale getirir. Serbest radikallerin verdiği zararlar, yaşlanma ve kanser gelişimi de dahil olmak üzere pek çok hastalıkla ilişkilendiriliyor. Antioksidanlar kanseri yavaşlatabiliyor veya kansere karşı koruyabiliyor.
Antioksidanların kanseri önlemedeki rolünü destekleyen çok sayıda laboratuar çalışması var. Bunun yanı sıra, antioksidan takviyelerinin faydalı olmadığını gösteren klinik çalışmalar da bulunuyor. Antioksidanların kemoterapi veya radyasyon tedavisinin olumlu etkisini arttırdığına dair görüşler ise belirsizliğini korumakta.
Haberin devamı ↓ -------------------------------------------------------------------------------- reklam
Antioksidan takviyeleri ile ilgili klinik deneyler belirsiz ve kanser tedavisindeki tamamlayıcı etki ve yararları halen tartışma konusu iken, MD Anderson Bütünleyici Tıp Programı Direktörü Lorenzo Cohen, antioksidanların doğal yollardan alınmasını tavsiye ediyor. Araştırmalar, antioksidan açısından zengin meyve ve sebzelere dayalı beslenmenin bazı kanser türleri riskini düşürebildiğini gösteriyor. Cohen, antioksidan açısından zengin besinleri şöyle sıralıyor:
ANTİOKSİDAN AÇISINDAN ZENGİN YİYECEKLER Beta-karoten: Genellikle turuncu renkteki tatlı patates, havuç, bal kabağı ve mango gibi yiyeceklerde görülür. Ispanak, kale, brokkoli, turp, şalgam yaprakları da antioksidan açısından zengin sebzeler arasındadır.
Selenyum: Tuna ve morina balığında bulunur. Vitamin A: Ispanak ve kale gibi yapraklı yeşilliklerle havuç ve kavunda bulunur. Vitamin C: (Askorbik asit) Portakal, greyfurt gibi turunçgillerde, yeşil ve kırmızı biber, kivi, brokoli ve çilekte bulunur. Vitamin E: (Alpha-takopherol) Buğday tohumu, ayçiçeği çekirdeği, badem ve pişmiş domateste (salça, domates püresi gibi ürünlerde) bulunur.
BİOAKTİF ANTİOKSİDANDAN ZENGİN OLANLAR Polifenol: Soya, yeşil çay, siyah çikolata, erik, yaban mersini, siyah ahududu, çilek, elma, kabuklu yemişler (fındık, pekan, şamfıstığı). Glucosinalates: Turpgiller familyasından suteresi, brokoli, kapak, karnabahar, Brüksel lahanası ve kıvırcık lahana. Resveratrol: Üzüm, kızılcık, yaban mersini, ve yerfıstığı. Lutein: Ispanak, kale, kara lahana, brokoli, kivi ve kırmızı üzüm. Likopen: Pişmiş domatesler (salça ve domates püresi gibi ürünler), karpuz ve kayısı.
Gönderen gokmengönderim tarihi 09.01.2010 18:17:30 (38 okur)
Kanser kök hücrelerine karşı yeni ilaç Meme ve akciğer kanserine karşı klinik deneyleri sürdürülen yeni bir ilacın, beyin tümörlerinde bile etkili olabileceği bildirildi. İlişkili fotoğrafları göster
AA Güncelleme: 13:19 TSİ 05 Ocak. 2010 Salı
ANKARA - ABD'deki Texas Üniversitesinde görevli bilim adamları, Imetelstat isimli maddenin sadece tümörlere değil, kanser kök hücrelerine de saldırdığına dikkat çekerek, bunun fareler üzerinde yapılan deneylerde ortaya çıkarıldığını belirtti.
Bilim adamları, kanser kök hücrelerinin kanserin çoğalmasından sorumlu olduğuna inanıldığına işaret ederek, bu nedenle Imetelstat maddesinin başarı vaat ettiğini kaydetti.
Texas Üniversitesinden Jerry Shay ve ekibi, yeni maddenin kan-beyin bariyerinden de geçtiğini belirterek, böylece maddenin gliyoblastom gibi kötü huylu beyin tümörlerinde de kullanılabileceğini söyledi. Daha çok yetişkinlerde görülen gliyoblastomun tedavisi, ilaçların kan-beyin bariyerini geçememesi nedeniyle çok sınırlı kalıyor. Haberin devamı ↓reklam
Jerry Shay ve ekibi, meme ve akciğer kanserine karşı klinik deneyleri sürdürülen Imetelstat maddesini gliyoblastom hücrelerinde denedi. Bilim adamları, maddenin özellikle kanser kök hücrelerindeki etkisini araştırdı. Kanser kök hücrelerinin, kemoterapi ve radyoterapi gibi kanser tedavilerine karşı genelde direnç gösterdiğini ifade eden bilim adamları, deneylerde Imetelstat maddesinin hem kanser hücreleri, hem de kanser kök hücrelerinde etkili olduğunu gözlemledi. Bilim adamları, bu etkinin hücre bölünmesini durdurduğunu ve böylece kanser hücrelerinin ölmesini sağladığını kaydetti.
MADDE KAN-BEYİN BARİYERİNİ GEÇTİ Deneylerde kanser kök hücreleri farelere enjekte edildikten sonra, Imetelstat tedavisi başlatıldı. Shay ve ekibi, bu tedavi sırasında maddenin kan-beyin bariyerini geçtiğini gördü. Bilim adamları, Imetelstat maddesinin kemoterapi ve radyoterapiyle birlikte çok olumlu sonuçlar verdiğini bildirdi.
Shay, "İlacın kanser türlerinin çoğunda bulunan bir mekanizmaya saldırması çok yararlı olabilir" dedi. Bilim adamları, bir başka deneyde Imetelstat maddesinin prostat kanseri kök hücrelerinde de etkili olduğunu ortaya çıkardı.
Araştırma, Clinical Cancer Research dergisinde yayımlandı.
Gönderen gokmengönderim tarihi 28.12.2009 18:12:26 (38 okur)
Beyin kanserine neden olan 2 gen bulundu Yeni tedavi yöntemi geliştirilecek..
28.12.2009 12:20 En tehlikeli beyin kanseri türlerinden "glioblastoma"ya neden olan 2 gen tanımlandı. BBC'nin internet sitesinde yayımlanan habere göre, ABD'deki Columbia Üniversitesinde görev yapan bir grup bilim adamı, beyne hızla yayılan bu kötü huylu tümör türüne C/EPB ve Stat3 adlı genlerin neden olduğunu belirledi. Araştırma, glioblastoma hastalarının yaklaşık yüzde 60'ında aktif olan bu iki genin aynı anda etkin hale geldiklerinde beraber çalışmaya başladıklarını ve beyin hücrelerine zarar veren birçok diğer geni harekete geçirdiklerini ortaya koydu. Bu iki genin aktif olduğu hastaların, hastalığın teşhis edilmesinden sonraki 140 hafta içinde hayatlarını kaybettikleri, bu genlerin aktif olmadığı hastaların yarısının ise bu sürenin sonunda hayatta kaldıkları gözlemlendi. Sonuçları Nature dergisinde yayımlanan araştırmanın ekibinin başındaki Antonio Iavarone, araştırma sayesinde birçok ilaç kullanıp her iki geni de baskı altında tutarak, şu an etkin bir tedavi yöntemi olmayan glioblastoma hastaları için etkili bir tedavi yöntemi geliştirilebileceğini söyledi.
Gönderen gokmengönderim tarihi 23.11.2009 13:16:25 (104 okur)
Türk bilim adamlarının büyük başarısı Dünya bu buluşu konuşuyor
23.11.2009 10:10 Gazi Üniversitesi Nanotıp ve İleri Teknolojiler Araştırma Merkezi'nden Türk bilim adamları, Washington Üniversitesi ile yürüttükleri çalışmada, içinde ilaç molekülü bulunan metrenin 50 milyarda biri büyüklüğündeki altın nano-kapsüllerle kanser hücrelerini yok etmeyi başardı.
Başkanlığını Yrd. Doç. Dr. Gürer G. Budak'ın yürüttüğü ekipte görev yapan Dr. Mustafa Selman Yavuz'un Washington Üniversitesi'nden Dr. Younan Wia'nın ekibi ile yaptığı çalışma, saygın bilim dergisi Nature Materials'in Kasım sayısında yayınlandıktan sonra, ABD'nin önde gelen gazetelerinden New York Times'a da konu oldu.
Çalışma hakkında bilgi veren Gazi Üniversitesi Nanotıp ve İleri Teknolojiler Araştırma Merkezi Müdürü Dr. Budak, kanser tedavisinde son zamanlarda tümör hücrelerinin ya da tümörün geliştiği bölgenin hedef alındığı ''güdümlü'' ilaç dağılım sistemleri üzerinde yoğun çalışmalar yürütüldüğünü, bu sayede çok daha düşük ilaç dozları ile yüksek tedavi başarısının elde edilebileceğini belirtti.
Güdümlü ilaç dağılım sisteminde, alışılagelmiş yöntemlerde rastlanan ve tedaviye uyumu azaltan sistemik yan etki riskinin en aza indirgendiğini anlatan Budak, başlangıçta teori ağırlıklı yürütülen nanotıp çalışmalarının, artık insan sağlığında kullanılabilecek ürünler verecek düzeye geldiğini, yakın gelecekte tıbbi tanı ve tedavi yaklaşımlarında önemli değişiklikler beklendiğini bildirdi.
Nanotıp konusunda dünyadaki önemli araştırma merkezleri ile işbirliği yaptıklarını kaydeden Budak, ekipte yer alan uzmanlardan Dr. Yavuz'un bu çalışmasının, kanser tedavisi ve nanoteknoloji alanında uluslararası düzeyde yürütülen araştırmalar içinde önemli bir örnek oluşturduğunu söyledi.
Tedavi amaçlı üretilen her molekülün insanlar üzerinde kullanılmadan önce çok uzun ve detaylı testlerden geçirilmesi gerektiğini vurgulayan Budak, bu nedenle çalışmada kullanılan taşıyıcı altın nano-kapsüllerin, ilk aşamada laboratuvar ortamında oluşturulan hücre kültürü ve serilerinde denendiğini ve çok başarılı sonuçlar elde edildiğini açıkladı.
Bir sonraki aşamada başlatılacak ''klinik öncesi faz'' çalışmalarında da canlı dokular ve hayvan deneylerinde benzer sonuçları almayı hedeflediklerini belirten Dr. Budak, ''Kanserin pek çok tipi olmasına rağmen, kansere yol açan patolojik süreçler henüz tam olarak aydınlatılamadı. Tüm kanser tiplerinde başarılı olabilecek bir tedavi bugün için mümkün değil. İleri teknoloji gerektiren nitelikli araştırmalar sayesinde kanser tedavisine adım adım yaklaşılıyor'' diye konuştu.
-METRENİN 50 MİLYARDA BÜYÜKLÜĞÜNDE KAPSÜLLER-
ABD'deki bilim çevrelerinde geniş yankı bulan çalışmayı yürüten Dr. Mustafa Selman Yavuz da kanser tedavisinde umut veren geliştirdikleri yöntem hakkında bilgi verdi.
Çalışmada, kanser tedavisinde kullanılan ilaç moleküllerini, metrenin 50 milyarda biri büyüklüğündeki altın nano-kapsüllerin içine yerleştirdiklerini anlatan Yavuz, kapsüllerin yüzeylerindeki yine nanometrik çaptaki delikleri akıllı polimerlerle kapladıklarını söyledi.
Yavuz, yöntemle ilgili şunları anlattı:
''İçi ilaç dolu nano-kapsüller hedef kanser hücresine immünolojik (bağışıklık sistemine özgü) yöntemlerle hedeflendikten sonra, yakın kızılötesi ışınlar kullanarak nano-kapsüller ısıtılıyor. Bu sayede polimerlerle kapatılan delikler açılarak nano-kapsül içindeki ilaç ortama salınıyor. Burada amaç, kanser dokusunu tek hücre düzeyinde hedefleyerek yok etmek.''
Dr. Mustafa Selman Yavuz, kullandıkları yöntemin önemli bir üstünlüğünün de geliştirdikleri nano-kapsüller hedef dokuya gidinceye kadar içlerindeki ilacın serbestleşmesinin önlenebilmesi, böylece kontrolsüz ilaç salınımının önüne geçilebilmesi olduğunu bildirdi.
Gönderen gokmengönderim tarihi 11.11.2009 18:20:11 (88 okur)
Kanser tedavisinde yeni metod: Medikal olta Nanoteknoloji kanser hastalarına umut oldu.
11.11.2009 16:38 Hamburg Eppendorf Üniversite Hastanesi bilim adamları nanoteknoloji ile geliştirdikleri medikal olta ile kandaki kanser hücrelerinin yakalanıp insan vücudundan uzaklaştırılması hedefleniyor.
Yeni tedavi metodunun kanser tedavisinde yeni bir çığır açtığı Alman Eğitim ve Araştırma Bakanlığı tarafından da tescillendi. Eğitim ve Araştırma Bakanlığı'nın düzenlediği 'medikal teknoloji' yarışmasını medikal olta mucitleri Prof. Dr. Burkhard Brandt ve ekibi kazandı.
Kanser hastalarında ana tümörden kopan kanserli hücreler kan ile birlikte bütün vücuda dağılıp buldukları uygun yerlerde yeni tümörler oluşturuyorlar. Bu durum hastalığı ölümcül yapan nedenlerin başında geliyor. Saç telinin ellide biri inceliğinde olan nano-olta ana tümörden kopan kanserli hücreleri yakalıyor. Yakalanan kanserli hücrelerin incelenerek hastalığın gidişatı hakkında sürekli bilgi sahibi olmak mümkün. Yeni tedavi yönteminin birçok kanser hastasında olumlu sonuçlar vereceği ümit ediliyor.
Eğitim ve Araştırma Bakanlığı bu yıl 11 başarılı projeye 5 milyon Euro'dan fazla bütçe ayırdı. Bunun 1,5 milyon Euro'su Nano Olta projesi için kullanılacak. Hamburg Eppendorf Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı Prof.Dr.Jörg F. Debatin ve Bilim Senatörü Dr. Herlind Gundelach yarışmayı kazanan ekibi ayrı ayrı tebrik etti.
Gönderen gokmengönderim tarihi 27.10.2009 12:25:01 (154 okur)
Kanser tedavisinde ‘tomoterapi dönemi Kanser tedavisindeki yöntemlerden biri olan radyoterapi alanında yeni bir yöntem uygulanmaya başlandı
26.10.2009 19:26 Kanser tedavisindeki yöntemlerden biri olan radyoterapi alanında yeni bir yöntem uygulanmaya başlandı. “Tomoterapi” (TomoTherapy) sayesinde kanserli hücreler artık daha etkin bir şekilde yok ediliyor, hastalar ışın tedavisinin yarattığı olumsuz etkilere daha az maruz kalıyor
Ceyda ERENOĞLU
TÜRKİYE’de her yıl 150 bin kişi kansere yakalanıyor ve bu hastalığın pençesinden kurtulamayan pek çok insan yaşamını yitiriyor. Ölüm oranı böylesine yüksek olan bu hastalığın tedavisiyle ilgili her geçen gün yeni araştırmalar yapılıyor ve yeni yöntemler geliştiriliyor. Bu yöntemlerden biri de halk arasında “ışın tedavisi” olarak bilinen radyoterapi yöntemi ile tedavi. Radyoterapi tedavisinde son nokta olarak kabul edilen “tomoterapi” (TomoTherapy) sayesinde kanserli hücreler artık daha etkin bir şekilde yok ediliyor. Türkiye’de ilk kez İtalyan Hastanesi’nde kullanılmaya başlanan tomoterapi yöntemi konusunda Onkoloji Uzmanı ve İtalyan Hastanesi Medikal Direktörü Prof. Dr. Ahmet Öber bilgi verdi.
DOKUYA KORUMA Tomoterapi yöntemi, “radyoterapi yapılmalı” denen herkese uygulanabiliyor. Hem kanserli hücreleri etkin şekilde yok ediyor, hem de hastalara konfor açısından önemli avantajlar sağlıyor. Bu yeni teknikle ışın tedavisinin yarattığı yan etkiler önemli derecede azaltılırken, sağlam organ ve dokular daha fazla korunuyor.
NOKTA ATIŞ YAPIYOR Tomoterapi, halk arasında “nokta atış” olarak adlandırılan tekniğin en geniş ve hassas şekli olarak tanımlanıyor. Diğer yöntemler 3-4 santimlik tümörlerle sınırlı iken, tomoterapi milimetrik mesafeleri aynı anda kesintisiz olarak ışınlayabiliyor. Tomoterapinin bir diğer özelliği de aynı anda hem koruyucu hem de yok edici tedavi yapılmasına olanak vermesi. Yöntemle karaciğer ve beyin gibi hassas dokularda tümörün olmadığı yere, koruyucu dozda, tümörlü bölgeye ise yok edici dozda ışın verilerek aynı seansta iki amaçlı tedavi uygulanmış oluyor. Haftada 5 gün 20 dakika uygulama yapılıyor.
TÜRKİYE’DE İLK KEZ Prof. Dr. Ahmet Öber, bugün dünyanın en gelişmiş radyoterapi yöntemi olarak adlandırılan Tomoterapi cihazından, dünyada sadece 204 adet bulunduğunu ve Türkiye’de ilk kez onkoloji hastanelerinde uygulanmaya başlayacağını söyledi. Tomoterapi yöntemi, beyin tümörleri, baş-boyun tümörleri, akciğer kanserinin bazı evreleri, karaciğer kanseri, rektum kanseri, prostat kanseri, rahim ağzı kanseri, pankreas kanseri ve evrelerine göre değişmekle beraber meme kanserinde uygulanıyor.