(1) 2 3 4 ... 14 »
Genel Haberler :  Kanser tedavisinin yol açtığı kısırlığa çözüm
Gönderen gokmen gönderim tarihi 08.07.2010 16:53:56 (41 okur)


http://www.yenicaggazetesi.com.tr/yg/habergoster.php?haber=37077
Avrupa İnsan Üremesi ve Embriyolojisi Derneği (ESHRE) Yönetim Kurulu Üyesi ve Hacettepe Üniversitesi (HÜ) Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Timur Gürgan, kanser, erken menopoz, çeşitli yumurtlama problemi yaşayan kadınların uygun tanı konulmadığında ve tedavi belirlenmediğinde gebe kalamadığını bildirdi. Gürgan, kanser tedavisinde kullanılan radyoterapi ve kemoterapinin kanser hücrelerini yok ederken, aynı zamanda üreme organlarına zarar verdiğini belirterek, “Gençlik dönemlerinde üreme organları kanserleri, lösemi gibi kan kanserleri ve lenf kanserleri başta olmak üzere ilaç ve radyasyon tedavisi gerektiren çeşitli kanserler, yumurtalıkları ve testisleri etkileyerek, bu hastaların kanser tedavilerinden sonra çocuk sahibi olabilme ümitlerini yok etmektedir” diye konuştu.
Erken yaşlarda yapın
Gürgan, genetik çalışmaların sonuçlarının, yumurtalıklarla ilgili genetik programlanma bozukluğunun erken menopoza yol açabileceğine dikkati çekerek, yumurtalıkların tehlikeye girmesi, erken menopoz tehdidi ya da doğurmaya hazır olunmadığında da ilerleyen yaşlarda çocuk sahibi olabilmek için “yumurta dondurma” işleminin uygulanabildiğini söyledi. Gürgan, “Erken yaşlarda dondurulan yumurtalar yıllar sonra yüzde 90’a varan olasılıkla canlılığını kazanabilmekte, döllenerek kadına kendi yumurtası ile çocuk sahibi olma şansı vermektedir” dedi.
Kısır kalmadan önleminizi alın
Lösemi, lenf kanserleri, yumurtalık, rahim ve meme kanserleri olmak üzere çeşitli nedenlerle yumurtalıklarını kaybetme tehlikesinde olan veya yumurtalık fonksiyonlarının erken yaşlarda ortadan kalkması riski olan kadınların çocuk sahibi olabilmesi için, yumurtalarının bir bölümü hastalığına ilişkin tedavi öncesi dondurulabiliyor ve gerekli olduğunda kullanılıyor. Böylece kadınların yumurtalıklardan salınan ve onların menopoza girmelerini önleyebilecek hormonları tekrar kendilerinin yapabilmesine veya yumurtalıkların tekrar yumurta üretebilme özelliğine kavuşarak, ileri yaşlarda da çocuk sahibi olabilmesine olanak sağlanıyor.

Oylama: 0.00 (0 oy) - Bu haberi oyla - Yorumlar?
Genel Haberler : Türkiyede kanser araştırmaları
Gönderen gokmen gönderim tarihi 19.06.2010 16:30:25 (63 okur)

Erol AKKIR/ANTALYA, (DHA) 19 Haziran 2010



AKDENİZ Üniversitesi'nde (AÜ) görev yapan bir grup bilim adamı, 6 yıllık çalışma sonunda, ağızdan kullanımında zehirli etki gösteren bir bitkiden elde ettikleri madde ile laboratuvar ortamında kanserli hücreleri öldürdü. Bilimsel bir dergide yer alacak çalışma, Avrupa Patent Ofisi'nden de uluslararası ön patent onayı aldı.

AÜ Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyeleri Prof.Dr. Hakan Bozcuk, Doç.Dr. Mustafa Özdoğan ve Sağlık Bilimleri Enstitüsü Fizyoloji Anabilim Dalı Araştırma Görevlisi Durmuş Burgucu, kanser hücre kültüründe yaptıkları bir araştırma ile daha ileri araştırmalar için umut ışığı yaktı. Türk bilim adamları, 6 yıldır süren çalışma sonunda, sadece Akdeniz bölgesinde Toros sıradağlarının eteklerinde yetişen ve ağızdan kullanımında zehirli etki gösteren bir bitkiden elde edilen özütle, laboratuvar ortamında kanserli hücreleri öldürdü. Önümüzdeki günlerde bilimsel bir dergide yayımlanacak olan çalışma, Avrupa Patent Ofisi’nden uluslararası ön patent onayı da aldı.

Çalışmanın 6 yıldır 8 kişilik bir araştırma grubunun emeği ile ortaya çıktığını belirten Prof.Dr. Hakan Bozcuk, ekibin diğer elemanlarının Yrd.Doç.Dr. Asuman Karadeniz, Yrd.Doç.Dr. Hasan Öztürk, Biyolog Deniz Ekinci, Prof.Dr. Fatih Topçuoğlu ve Oktay Akyurt olduğunu söyledi.

KANSER TEDAVİSİ İÇİN ERKEN

Araştırma sonuçlarının kanser tedavisinde bu haliyle kullanılmasının söz konusu olmadığını, ancak bitkisel kaynaklardan kanserle savaşabilecek yeni ilaçlar yaratma yolunda bir adım olduğunu kaydeden Prof.Dr. Bozcuk, “Bu proje için yıllardır çalışıyoruz. Şimdi bir sonraki basamağa geçiyoruz. Önümüzdeki süreçte bu metodu ve test ettiğimiz bileşikleri hayvan modellerinde uygulamak istiyoruz. En önemli hedeflerimizden biri bu araştırma projesinden çıkacak sonuçları daha ileriye götürüp, üniversitemiz ve ülkemiz adına kazanımlar sağlamak” dedi.

Çalışmalarda özütü kullanılan bitkinin adını açıklamayan bilim adamları, insanların bu bitkilere yönelip bilinçsizce kullanmaları neticesinde istenmeyen sonuçlar ortaya çıkabileceği düşüncesiyle bitkinin adını vermediklerini kaydetti.

Sağlık Bilimleri Enstitüsü Fizyoloji Anabilim Dalı Araştırma Görevlisi Durmuş Burgucu, “Yaptığımız çalışmanın sonuçlarını şu an kanser tedavisine uyarlamamız mümkün değil, ama bu sonuçlar bu yoldaki Akdeniz Üniversitesi’nin bilim adamlarının önemli bir adımı” dedi. Burgucu, bu projenin Medikal Onkoloji, Fizyoloji ve Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü ile ortak sürdürüldüğünü söyledi.

Oylama: 8.00 (1 oy) - Bu haberi oyla - Yorumlar?
Genel Haberler : Meme kanserine aşı umudu
Gönderen gokmen gönderim tarihi 01.06.2010 20:20:39 (88 okur)

Meme kanserine aşı umudu
Fareler üzerindeki başarı insanlarda da tekrarlanırsa meme kanseri ortadan kalkabilir.



Video: Meme kanserine aşı umudu

Geniş ölçekli deneyler sonuç verirse, meme kanseri tarihe karışabilir.

ntvmsnbc
Güncelleme: 16:13 TSİ 31 Mayıs. 2010 Pazartesi
Amerikalı bir tıp ekibi, meme kanserini önleyen bir aşının fareler üzerinde başarıyla denendiğini ve yeni aşamada insanlar üzerinde deneneceğini açıkladı.

Nature Medicine dergisinde yayımlanan çalışmayı yöneten Cleveland Clinic Learner Research Institute’dan imünolog (bağışıklık uzmanı) Vincent Tuohy, “Aşı, fareler üzerinde gösterdiği etkiyi insanlar üzerinde de gösterirse, bu anıtsal bir başarı olacaktır; meme kanserini ortadan kaldırabiliriz” dedi.

Ancak araştırmacılar, aşının yaygın olarak kullanılmasının daha yıllar alabileceği uyarısında bulundular.

Haberin devamı ↓
--------------------------------------------------------------------------------
reklam

--------------------------------------------------------------------------------

Deneyde kullanılan aşı, meme kanseri tümörlerinin büyük çoğunluğunda bulunan bir proteini hedef alıyor.

Araştırmacılar genetik olarak kansere yatkın farelerin yarısına a-lactalbumin içeren aşıyı, öteki yarısına da bu antijeni taşımayan aşıyı uygulamışlar. Sonuçta a-lactalbumin aşılanan farelerin hiçbiri meme kanserine yakalanmazken, öteki gruptakilerin hepsinde hastalık gelişmiş.

ABD yetkilileri şimdiye kadar iki kanser aşısına ruhsat vermiş bulunuyor: Rahimağzı kanseri aşısı ve karaciğer kanseri aşısı. Ancak bu aşılar virüslere yönelik (rahim ağzı kanserine yol açan insan papilloma virüsü [HPV] ve Hepatit B virüsü [HBV]).

Yeni aşının önemiyse, insan vücuduna yabancı bir maddeye karşı değil, insanın kendi hücrelerine yönelik olması. Çünkü kanser, insan hücrelerinin kontrolden çıkmış bir biçimde çoğalması demek. Yani işlerin ters gitmesi halinde aşının sağlıklı hüzrelere de zarar vermesi olası.

Bu nedenle başka onkologlar (kanser uzmanları) her ne kadar sonuçlar umut verici olsa da, bunun yalnızca bir ilk adım olduğunu ve aşının insanlarda da etkili ve güvenli olduğunun belirlenebilmesi için geniş kapsamlı klinik deneylerin sonuçlarının beklenmesi gerektiğine işaret ediyorlar. Bu arada kadınların alkol tüketimini azaltmak, sağlıklı bir kiloda kalmak ve düzenli egzersiz gibi önlemlerle meme kanseri riskini azaltabileceklerine de dikkat çekiliyor.

Oylama: 10.00 (1 oy) - Bu haberi oyla - Yorumlar?
Genel Haberler : Kansere karşı memenin alınması çözüm mü?
Gönderen gokmen gönderim tarihi 25.05.2010 19:47:20 (94 okur)

Kansere karşı memenin alınması çözüm mü?
Meme kanserinde tarama pogramlarının yararlılığını ve mastektomi ameliyatlarının gerekliliğini sorgulayan açıklamalar kafaları karıştırdı. Ntvsmnbc, kanser uzmanlarına sordu: Risk grubundaki kadın, her iki memesini de aldırırsa kanser riski tamamen ortadan kalkar mı?


TÜLAY KARABAĞ
ntvmsnbc
Güncelleme: 12:06 TSİ 05 Nisan. 2010 Pazartesi
İSTANBUL - Meme kanseri kadınlarda en sık görülen ve genetik geçişi olan bir kanser türü. Aynı soydan üç kişide meme kanseri görülmesi halinde, kanser riski yüzde 60 oranında artıyor. Bu nedenle Amerika ve Avrupa'da ailesinde meme kanseri bulunan kadınlar, henüz kanser oluşmadan memelerini aldırarak yerine silikon taktırıyor.

Son günlerde İngiltere ve Danimarka'dan gelen ve tarama programlarının meme kanserinden ölümleri azaltmadığı yönündeki araştırma sonuçları tartışma yarattı. British Medical Journal'da yayımlananan araştırma sonucunda, tarama programlarında saptanan meme kanserlerinin üçte birinin aslında zararsız olduğu ve taramaların binlerce kadının gereksiz yere mastektomi, yani memenin alınması ameliyatı gibi zorlu tedavilerden geçmesine yol açtığı belirtildi.

Biz de meme kanseri uzmanlarıyla, tarama programlarının yararlılığını sorgulayan araştırmaları ve risk grubundaki kadınlarda memenin içinin boşaltılmasının, kanserden ne oranda koruduğunu konuştuk. Uzmanlara, "Siz yüksek risk grubundaki hastalarınıza veya hasta yakınlarına memelerini aldırmalarını önerir misiniz?" diye sorduk.

PROF. DEMİRKAZIK: KANSER RİSKİ YÜZDE 90-95 KALKAR
Tıbbi Onkoloji Derneği Başkanı Prof. Ahmet Demirkazık, hasta olmamış ancak risk grubunda bulunan kişilerde meme kanserinden koruyan BRCA-1 ve BRCA-2 genlerine bakılmasının önemine vurgu yaptı. "Yüksek risk grubundaki kişilerde memelerin içinin tamamen boşaltılması yüzde 90-95 gibi yüksek oranda meme kanseri riskini ortadan kaldırıyor" dedi ve şunları söyledi:

"Meme kanseri genetik geçişli olan ailelerde BRCA-1 ve BRCA-2 genleri genellikle kaybolur. Risk grubundaki insanlarda da bu genlere bakılır ve genler kaybolmuşsa bu kişilerin meme kanserine karşı korunmasız oldukları ortaya çıkar. Böyle bir durumda, bu kişilere, hiç bir belirti yokken ve kanser oluşmamışken ameliyat olmaları önerilir. Yani anne, teyze, hala, kızkardeş, dayı, amca gibi birinci derecede yakın aile fertlerinde meme kanseri varsa kadın ya da erkek farketmeksizin risk artıyor. Aynı soydan üç kişide olması halinde meme kanserinin görülme riski yüzde 60'lara kadar
çıkıyor. Bu kişilerin, mutlaka düzenli hekim kontrolünde olması, hatta kanser ortaya çıkmadan ve hiçbir belirti vermeden her iki memenin boşaltılması ve estetik ameliyat yapılması doğru olur."


PROF. TURHAL: AMELİYAT KALİTESİNE BAĞLI
Marmara Üniversitesi Onkoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Serdar Turhal da meme kanserinde genetik yatkınlığı belirleyen BRCA-1 ve BRCA-2 testlerinin Amerikan kadınları üzerinden geliştirildiğini söyledi ve "Geçmiş yıllarda başka toplumlar örneğin, İspanyol kadınları üzerinden yapılan değerlendirmede genetik değişikliklerin gözlendiği bölgelerin (Kodon) birebir örtüşmediği ortaya çıktı. Onun için Türk toplumunda bu testin yararlılığı, Amerikan toplumu seviyesinde olmayacaktır. Ancak yüksek risk grubundaki kadınların mastektomi yaptırmaları, ameliyatın kalitesine de bağlı olmakla birlikte, eğer ameliyat doğru yapılırsa, yüzde 99'a yakın bir ihtimalle meme kanseri riskini ortadan kaldırır" diye konuştu.

PROF. ÖZMEN: KANSER RİSK DEVAM EDER
Türkiye Meme Dernekleri Federasyonu Başkanı ve İstanbul Üniversitesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Vahit Özmen ise "Risk grubunda bulunan kadınlarda, her iki memenin de alınması, meme kanseri riskini azaltıyor ancak tamamen ortadan kaldırmıyor. Memesi alınan kadınlarda, deriye yapışık olarak kalan meme dokusundan yeniden kanser çıkma riski yüzde 10 kadardır" dedi.

Mesailerinin büyük kısmını meme kanseri hastaları ve yakınlarıyla geçiren uzmanların, ''Siz, risk grubundaki hastalarınıza veya yakınlarına memelerini aldırmalarını önerir misiniz?" sorusuna cevapları ise şöyle oldu:

Haberin devamı ↓
--------------------------------------------------------------------------------
reklam

--------------------------------------------------------------------------------

RİSK GRUBUNDAKİ KADINLARA MASTEKTOMİYİ ÖNERİR MİSİNİZ?
Prof. Ahmet Demirkazık: Öneririm, bu yanlış olmaz. Ailede üç kişide görüldüyse ya da BRCA mutasyonuna bakılmışsa ve her iki gende de mutasyon varsa, kişi meme kanserine karşı korunmasız kalmış demektir. O zaman her iki memenin içinin boşaltılmasını öneririm.

Prof. Vahit Özmen: Meme kanseri tanısı alan bir kadının kızkardeşlerine memelerini aldırmalarını önermem. Öncelikle bunların meme kanseri risk faktörlerini inceleyerek, önümüzdeki 5 veya 10 yıl içerisinde ve yaşamları boyunca meme kanserine yakalanma risklerine bakarım. Yüksek risk grubundaysa, doğum yapmayacak ve süt vermeyecekse, ayrıca kendisi de arzu ediyorsa memelerini boşalttırmalarını isteyebilirim.

Prof. Serdar Turhal: Hayır önermem. Bence bu amiyane tabirle, pire için yorgan yakmak olur.



TARAMALARIN YARARLARI ABARTILDI MI?
Danimarka'daki Nordic Cochrane Centre tarafından yapılan bir araştırma sonucunda, tarama yapılan bölgelerde 55-74 yaş arası kadınlarda meme kanserinden ölüm oranlarının 1990'ların başından beri yılda sadece yüzde 1 oranında düştüğü, tarama yapılmayan bölgelerde bu düşüşün yüzde 2 olduğu belirtildi. Taramadan en çok fayda sağlayan genç kadınlar (35-54 yaş) arasındaki ölüm oranının, tarama yapılan bölgelerde yüzde 5 oranında, tarama yapılmayan yerlerde ise yüzde 6 oranında düştüğü belirlendi. Bu araştırmayı yapan bilim adamları, meme kanseri ölüm oranlarındaki düşüşü taramadan ziyade, risk faktörlerindeki değişim ve tedavi yöntemlerindeki gelişmelere bağladılar.

Bu araştırmalardan sonra, meme kanseri konusunda uluslararası otoritelerin, hayatı kurtarılan her bir kadına karşılık 10 kadının gereksiz yere memesinin alındığı ya da başka tedavilerden geçtiği, dolayısıyla taramanın yararlarının abartıldığı yönündeki görüşleri basın organlarında yer aldı.

PROF. ÖZMEN: TARAMANIN ÖLÜMLERİ AZALTTIĞINA KUŞKU YOK
Türkiye'nin kanser uzmanları ise tarama programlarının yararlılığı ve gerekliliği konusunda aynı düşüncede değil. Meme Sağlığı Derneği (MEMEDER) Tarama Merkezi Proje Koordinatörü de olan Prof. Dr. Vahit Özmen, "Meme kanseri taramalarının, meme kanserinden ölümleri azalttığı konusunda herhangi bir kuşku yoktur. Özellikle bu azalma, 50 yaş üstündeki kadınlarda daha belirgindir. 40-49 yaş arasındaki kadınlarda meme dokusunun yoğun olması ve mamografi ile değerlendirmenin güçlüğü, bunlarda mamografi ile taramada soru işaretleri oluşturmaktadır. Mamografi ile kadınlara radyasyon verilmekte, bazen gereksiz ameliyatlar yapılabilmektedir. Ancak mamografi ile erken tanı sayesinde hastaların yaşamları ve memeleri kurtulmaktadır" dedi.

PROF. DEMİRKAZIK: TARAMA GEREKLİ VE ÖNEMLİDİR
Prof. Ahmet Demirkazık, çok sık görülen ama şifa şansı yüksek bir kanser olan meme kanserinde tarama programlarının çok önemli olduğunu vurguladı ve "Tarama programları gereksiz değil, gerekli ve çok önemlidir. Özellike 40-50 yaş üzerinde mamaografi senede bir kez, eğer mamografi yapılamıyorsa da ultrasonla tarama mutlaka yaptırılmadır. Yani 40 yaşından sonra yılda bir kez mamagrafi yaptırılmasını öneririm. Ama risk grubundaki kadınlarda mamografiye daha önce başlanabilir. Risk grubunda olmayanlara ise 40 yaşından önce ultrason ve kendi kendine elle meme muayenesini öneririm" diye konuştu.



PROF. TURHAL: KUŞKULAR ARTTI AMA ÖNERİLER DEĞİŞMEDİ
Prof. Serdar Turhal ise taramaların fayda sağlamadığı ile ilgili birden fazla çalışma olduğunu söyledi ve "Bu durum, kuşkuların artmasına yol açıyor ancak güvenilir Amerikan kurumları bu
bulgulara rağmen, tarama ile ilgili pozisyonlarını değiştirmediler ve 40 yaş üstü kadınlarda tarama başlaması önerileri değişmedi" dedi.




İLGİLİ HABERLER
Kadınlar bu haberi mutlaka okumalı



BRCA-1 VE BRCA-2 TESTLERİNİ NASIL YAPTIRACAKSINIZ?
Meme kanserinde genetik geçişi belirleyen BRCA-1 ve BRCA-2 testleri, İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitütüsü’nde yapılıyor. Sosyal Güvenlik Kurumu'na (SGK) bağlı ve meme kanseri tanısı konulan kadınlarda testlerden ücret alınmıyor. Meme kanseri tanısı almış hastaların SGK'lı akrabalarından 500 TL kit ücreti alınıyor. Herhangi bir akrabasında meme kanseri olmayan kadınların bu testi yaptırmaları için ödemeleri gereken tutar ise SGK'lı olsalar bile 4.500 TL. Testler ayrıca bazı özel üniversite hastanelerinde ve özel laboratuvarlarda da yapılabiliyor.
http://www.ntvmsnbc.com/id/25075526/

Oylama: 0.00 (0 oy) - Bu haberi oyla - Yorumlar?
Genel Haberler : Nöroendokrin kanseri ilacı Cerrahpaşa'da üretiliyor
Gönderen gokmen gönderim tarihi 07.05.2010 17:24:09 (162 okur)

Nöroendokrin kanseri ilacı Cerrahpaşa'da üretiliyor


Nöroendokrin kanseri olanlara mutlu haber İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nden geldi. Nöroendokrin kanser tedavisi için üretilen ilaç Cerrahpaşa tıp Fakültesinde hastalara uygulanmaya başladı. Doğrudan kanserli hücreye etki eden ilaç dünyada sadece Birkaç merkezde üretilebiliyor ve yüzde 60'lık bir başarı oranına sahip.
İstanbul, 6 Mayıs 2010 18:15







Yazı Boyutu : A A A A

Nöroendokrin kanser İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nde üretilen ilaçla tedavi edilmeye başlandı. Üretilen ilk ilaç 50 yaşında 10 yıldır kanser olan bir hastaya uygulandı. Nöroendokrin kanser hastasına ilaç tedavisini uygulayan Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Nükleer Tıp Ana Bilim Dalı Üyesi Prof. Dr. Levent Kabasakal'ın verdiği bilgilere göre ilaç dünyada çok az merkezde üretilebiliyor.
Üretilen ilaçla genelde mide, bağırsak, pankreas ve akciğerlerde nadir görülen Nöroendokrin kanserlerde yüzde 60'lık bir başarı oranı sağlanıyor. İlaçla hastaların yüzde 5'inde komple kanser hücreleri yok oluyor, yüzde 55 oranında ya kanserin yayılması duruyor veya kanserli hücreler azalıyor.
Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde üretilen Nöroendokrin kanser ilacının yan etkisiyse bulunmuyor. Bu ilacın tedavisinde saç dökülmesi, ishal, halsizlik oluşmuyor. İlaç radyoaktif maddelerden oluştuğu için hastalar 3 gün boyunca özel bir odada tutuluyor.
İlacın hastaya damar yoluyla serum içinde verilmesinin ardından, ilacın içeriğinde bulunan radyoaktif madde kanserli dokuya üzerindeki resöptör yoluyla yapışıyor ve böylece kanserli doku içten ışınlanıyor.
Dünya'da sadece 6-7 merkezde üretilebilen Nöroendokrin kanser ilacının Türkiye'de üretilmesiyle büyük para tasarrufu da sağlanmış. Bundan önce sadece yurt dışında tedavisi mümkün olan bu kanser türü artık Cerrahpaşa'da tedavi edilecek.
Avrupa Birliği Fonu, TÜBİTAK, ve Üniversitenin araştırma fonunun katkılarıyla Nöroendokrin kanser ilacı için Uzman Eczacı Meltem Ocak Avusturya'da uzun süreli bir araştırma yapmış.
Nöroendokrin kanser olanlara üretilen ilaç sosyal güvencesi olanlara ücretsiz uygulanıyor. 12 hasta daha sırada tedavi olmak için bekliyor. Bu tedavide sağlıklı dokular ilaçtan zarar görmezken yöntem dünyada 2000 yılının başından bu yana uygulanıyor.

Oylama: 10.00 (1 oy) - Bu haberi oyla - Yorumlar?
Genel Haberler : Çöven otu kanser
Gönderen gokmen gönderim tarihi 30.04.2010 15:02:07 (161 okur)


: Çöven otu


30 Nisan 2010

İngiliz bilim insanları, buketleri süslemek için kullanılan ‘Bahar Yıldızı’ isimli beyaz çiçekli bitkinin, binlerce lösemi hastasının hayatını kurtarabileceğini keşfetti.

Southampton’daki Lösemi Arkadaşları isimli vakfın araştırmasını, oğlunu lösemiden kaybeden Dr. David Flavell ve eşi Bee yürüttü. ‘Çöven otu’ da denilen ‘Bahar Yıldızı (Gypsophila Paniculata)’ isimli bitkinin beyaz çiçeğinde, lösemi ilaçlarının etkisini artıracak bir öz bulundu. Bu maddenin, diğer kanser türlerinin tedavisinde de kullanılabileceği sanılıyor. Klinik deneylerin 3 ila 5 yıl süreceği tahmin ediliyor.

http://www.hurriyet.com.tr/yasasinhayat/14573974.asp?gid=245

Oylama: 0.00 (0 oy) - Bu haberi oyla - Yorumlar?
Genel Haberler : Kansere 'radyoaktif mermi'
Gönderen gokmen gönderim tarihi 26.04.2010 17:37:12 (138 okur)



Kansere 'radyoaktif mermi'
Karaciğer kanseri tedavisinde, 'Radyoaktif Mikroküreler' sayesinde, tümörlü doku yok edilirken sağlam dokulara zarar verilmiyor.


ntvmsnbc ve Ajanslar
Güncelleme: 16:14 TSİ 26 Nisan. 2010 Pazartesi
ANKARA - Cerrahi şansı bulunmayan ve mevcut tedavilere yanıt vermeyen birincil ve metastatik karaciğer tümörlerinde etkili olan yöntem sayesinde, hastaların yaşam sürelerinde önemli ölçüde uzama sağlanıyor.

Türkiye Nükleer Tıp Derneği Başkan Yardımcısı ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Nükleer Tıp Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Uğur, her geçen yıl kanser görülme sıklığının arttığını, ancak bununla birlikte hastalığın tanı ve tedavisinde önemli gelişmeler olduğunu söyledi.

Kanser tedavisinde cerrahi, radyoterapi ve kemoterapi olmak üzere 3 tedavi seçeneğinin bulunduğunu anımsatan Uğur, cerrahi müdahalenin tedavi başarısında çok önemli olduğunu, ancak bunun her hastada uygulanamadığını anlattı. Uğur, ameliyat olamayan hastaların radyoterapi veya kemoterapi tedavisi aldığını, cerrahi müdahalede bulunulan hastalarda da çoğunlukla sonrasında koruyucu olarak kemoterapi ve radyoterapi verildiğini bildirdi.

Haberin devamı ↓
--------------------------------------------------------------------------------
reklam

--------------------------------------------------------------------------------

Kemoterapi ve radyoterapinin, tümör hücresini yok ederken normal organlara da zarar verdiğini, kemik iliği, karaciğer ya da akciğer gibi hayati organlarda önemli hasara yol açabildiğini vurgulayan Uğur, bu nedenle yüksek doz tedavi uygulamalarının her zaman yapılamadığını söyledi.

Uğur, kanser tedavisinde artık normal dokuyu koruyarak tümör hücresinin yok edilmesinin amaçlandığını belirterek, bunun için ''Radyoaktif Mükrokürelerin'' kullanıldığını kaydetti. Radyoaktif mikroküreleri, adeta hedefini nerede olursa olsun bulup yok eden ''sihirli mermilere'' benzeten Uğur, ''Sihirli mermiler, tümörü yok ederken normal dokuya çok az hasar veriyor. Bu çok büyük bir avantajdır'' dedi.

BİRİNCİL KARACİĞER KANSERİNDE YAŞAM SÜRESİNİ UZATIYOR
Uğur, ''hedefe yönelik tedavi'' olarak adlandırılan bu yöntem içinde radyoaktif mükrokürelerin karaciğer kanserinde etkin olarak kullanıldığını belirterek, ''Radyoaktif mikroküreler, cerrahi şansı olmayan, yaygın hastalığı olan ve diğer tedavi seçeneklerine dirençli ileri evre olan birincil karaciğer tümörlerinde başarıyla kullanılmaktadır'' diye konuştu.

Radyoaktif mikroküre uygulaması sonrasında, hastaların yaşam sürelerinin uzadığını vurgulayan Uğur, tedavi sonrasında hastaların önemli bölümünde tümörün büyümesinin durduğunu veya gerilediğini belirtti.

Prof. Dr. Ömer Uğur'un uygulamaya ilişkin verdiği bilgiye göre, tedavi öncesinde hastalara anjiyo ile radyoaktif bir ilaç verilerek, ilacın tümördeki tutulumuna, başka bir organa kaçak olup almadığına bakılıyor. Organlara kaçak olması halinde ise damarlara gerekli müdahale yapılıyor. Bu sayede tedavinin başarı şansı, önceden saptanabiliyor. Bu da yöntemi, diğer kanser tedavilerinden ayıran en önemli fark olarak belirtiliyor.

ÇOCUKLAR İÇİN ÖZEL İZİN GEREKİYOR
Tedavi aşamasına geçildiğinde de ilk olarak kasıktan anjiyo kateteriyle girilerek, karaciğerde tümörü besleyen damara ulaşılıyor. Daha sonra bu damarın içine bir saç telinin yarısı kadar olan ve radyoaktif boncuk denilen küçük radyoaktif mikroküreler yerleştiriliyor. Böylece, mikroküreler tümörün içine hapis oluyor ve tümöre içten radyasyon vererek tümör yok ediliyor. Tedavi sürecinde, karaciğer dokusuna çok çok az zarar veriliyor. Uygulama, hastalığın seyrine göre gerektiğinde tekrarlanabiliyor. Tedavi uygulandıktan sonra da gama kamera veya PET cihazı ile tekrar hasta incelenerek ''Radyoaktif mermilerin'' tümörü vurup vurmadığına bakılıyor ve hastanın tedaviden ne kadar faydalanacağı belirleniyor.

Öte yandan Prof. Dr. Uğur, radyoaktif mikrokürelerin, çocuklarda kullanılmadığını vurgulayarak, ''İlacın çocuklarda kullanılabilmesi için Sağlık Bakanlığından özel izin alınması gerekiyor. Çocuklar dışında hamilelerde de kullanılmıyor'' uyarısında bulundu.

http://www.ntvmsnbc.com/id/25086901/

Oylama: 0.00 (0 oy) - Bu haberi oyla - Yorumlar?
Genel Haberler : Kanserde sağlıksız ulaşım can alıyor
Gönderen gokmen gönderim tarihi 02.04.2010 18:24:55 (120 okur)

Kanserde sağlıksız ulaşım can alıyor
2009 yılında 10 hasta hastane yolunda sağlıksız ulaşım sebebiyle enfeksiyon kaparak hayatını kaybetti.
02 Nisan 2010 Cuma, 13:16:49
Kanser Hastaları Derneği Başkanı Nihal Akar, dernek binasında Dünya Kanser Haftası sebebiyle düzenlediği basın toplantısında 2009 yılında 10 hastasının hastane yolunda sağlıksız ulaşım sebebiyle enfeksiyon kaparak hayatını kaybettiğini, bu yılda 4 hastanın da aynı nedenden dolayı terminal dönemi yaşadığını söyledi.

Akar, hayatını kaybeden hastaların kanserden değil, hastane yolunda sağlıksız ulaşım koşulları sebebiyle enfeksiyon kapmaları sonucu öldüğünü söyledi.

Kanser hastalarının en önemli sıkıntısının ayakta kemoterapi gibi tedavi için il dışına tren, otobüs gibi enfeksiyon kapmaya açık ortamda yolculuk yapması olduğunun altını çizen Akar, şöyle konuştu: "2009 yılında ne yazık ki hastaneye giderken yolda enfeksiyon kapan 10 hastamızı kaybettik. Bunun 4'ü daha çocuk. Bu yılda 3'ü çocuk 4 hastamız yine sağlıksız ulaşım koşulları sebebiyle terminal (hastalıkta son evre) dönemine girdi. Avrupa'da kanser hastaları hastanelere ambulansla taşınıyor. Ne yazık ki bizde hasta tren, otobüs gibi araçları kullanarak hastaneye gidiyor. Yollarda da enfeksiyon kapıp hayatını kaybediyorlar. Bu çok önemli bir sorun. Yıllardır derneğimize hastaların rahat bir ortamda hastaneye taşınacak bir araç bağışında bulunan olmadı."

BİR KANSER HASTASININ TEDAVİ MASRAFI 1 MİLYON 70 BİN TL

Akar, kanser hastalarının türlerine göre tedavisinin 3 -5 yıl sürdüğünü ve ömür boyu kontrol gerektiren bir rahatsızlık olduğunu dile getirerek, "Yapılan araştırmada devlet bir kanser hastası için yaklaşık 1 milyon TL para harcıyor. Ulaşım ve diğer giderleri içinde hasta 70 bin TL kendi cebinden ödüyor. Dolayısıyla hem uzun hem de pahalı bir tedavi gerektiriyor. Devlet tedavide vatandaşa önemli kolaylıklar sağlıyor. Ancak ulaşım, bazı medikal malzemelerin alımı hastaya ait. Bu sebeple bu işin bir de sosyal yönü var. Kanser hastalarının çocuğunun işi ve sosyal güvencesi yok. Bu sebeple büyük desteğe ihtiyaç duyuyorlar. Bazen hastaneye gidecek yol parası bulamıyorlar. Geyve'de bir hastamız Mart 22'de kemoterapi için hastaneye gitmesi gerekirken yol parası olmadığı için gidemedi. Yetkililer niye bu hastalara sahip çıkmıyor. Çoğunun evinde yakacak, yiyecek, giyecek bir şeyi bulunmuyor. Çocukları okula giden hastalar büyük zorluklar çekiyor." diye konuştu.

Derneğe kayıtlı kanser hastası sayısının 432 olduğunu vurgulayan Akar, Marmara Bölgesi'nde kanser hastalığı sıralamasında Sakarya'nın ikinci sırada yer aldığını, bunun mutlaka araştırılması gerektiğini sözlerine ekledi.

CİHAN

Oylama: 0.00 (0 oy) - Bu haberi oyla - Yorumlar?
Genel Haberler : Böbrek kanseri
Gönderen gokmen gönderim tarihi 29.03.2010 12:17:04 (101 okur)

Böbrek kanseri hastalarına yeni umut
Kemoterapiye direnç gösteren ve cerrahi şansı bulunmayan ileri evre böbrek tümörlerinde, yeni ajanlar (ilaçlar) umut veriyor.
29 Mart 2010 Pazartesi, 11:39:58
Yeni uygulanan ilaç tedavileri sayesinde hastaların yaşam sürelerinde anlamlı uzama sağlanıyor. Yeni ajanlar, tümörü tamamen yok edemiyor, ama tümörün gelişmesi uygulanan tedavi ile uzun süre kontrol edilebiliyor. Yeni uygulama ile, tümör üçte bir oranında küçülebiliyor ve yüzde 80 oranında büyümesi kontrol altında tutuluyor.

Tıbbi Onkoloji Derneği Başkan Yardımcısı ve Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Şuayib Yalçın, kanser tedavisinde her geçen yıl bilim ve teknolojinin gelişmesiyle birlikte yeni tedavi seçeneklerinin ortaya çıktığını söyledi.

Geçmişte hiçbir şekilde tedavi edilemeyen kanser türlerinde ilerlemeler olduğunu ve kısa bir süre içinde yaşamını yitiren kanser hastalarının yaşam kalitelerinin arttığını ifade eden Yalçın, bu hastaların özelikle yaşam sürelerinin uzayabildiğini ve kimi kanser türlerinde kökten başarı sağlandığını vurguladı.

Yalçın, kanser türleri arasında böbrek tümörlerinin tüm kanserlerinin yüzde ikisini oluşturduğunu, Türkiye'de her yıl yaklaşık 2-3 bin kişiye böbrek kanseri tanısı konulduğunun öngörüldüğünü anlattı. Böbrek kanserlerinin çoğunun, cerrahi operasyonla tedavi edilebildiğini belirten Yalçın, nüks riskinin bir çok hastada az olduğunu, ancak kötü seyreden bazı böbrek tümörlerinin ise metastatik hale gelerek kısa süre içinde hastanın ölümüyle sonuçlanabildiğini bildirdi.

''YENİ TEDAVİLERDEN FAYDALANMA ŞANSI DOĞUYOR''

Yalçın, ameliyat şansı kalmamış, kemoterapiye direnç gösteren ileri evre böbrek tümörlerinde son yıllarda özellikle tümörün yapısı ve gelişimi hakkında önemli gelişmeler olduğunu ve yeni tedavi seçenekleri geliştirildiğinin müjdesini verdi.

İleri evre böbrek tümörlerinin bundan birkaç yıl öncesine kadar ilaç tedavisine yanıt vermeyen ve kötü seyirli bir tümör olarak listelendiğini ifade eden Yalçın, ileri evre böbrek tümörlerinde yeni kullanılmaya başlanılan ilaçlarla tedavi başarısının arttığını söyledi.

Uygulanan yeni tedavilerin hastalığın tamamen ortadan kaldırılmasına olanak tanımadığını, ancak tümörün büyümesini engellediğine dikkati çeken Yalçın, şunları kaydetti:

''Maalesef, yeni ajanlar, tümörü tamamen yok edemiyor, ama düne kadar kısa bir süre içinde yaşamını yitiren hastalara, bugün daha uzun ve daha kaliteli bir yaşam olanağı tanıyabiliyor. Tümörün gelişmesi uygulanan tedavi ile uzun süre kontrol edilebilir hale geliyor. Yeni uygulama ile, tümörün yüzde 30-40 oranında küçülmesi ve tümörün büyümesi yüzde 80 oranında kontrol altında tutuluyor.

İleri evre böbrek kanseri hastalarında bundan önce ortalama yaşam süresi önemli ölçüde uzayabiliyor. Hastanın yaşam süresinin uzaması da hastanın bu dönem içinde gelişebilecek ve uygulanacak yeni tedavi seçeneklerinden faydalanma şansını doğuruyor.''

TEDAVİ İÇİN UYGUN OLDUĞUNUN SAPTANMASI GEREKİYOR

Prof. Dr. Şuayib Yalçın'ın verdiği bilgiye göre, hedefe yönelik ajanların bir kısmı Türkiye'de kullanılıyor. Bu alanda SGK tarafından ödeme kapsamında olan 3-4 ilaç bulunuyor. Bunlara yenilerinin eklenmesi bekleniyor.

Şu anda uluslararası ortak yürütülen faz çalışmaları devam ediyor. Bu kapsamda, Türkiye'de ruhsatlı olmayan, ancak uluslararası klinik çalışmalar kapsamında hastaya verilebilen ilaçlar bulunuyor.

Hastaların, bu yeni ajanlardan yararlanabilmesi için tümörün evresinin ve bugüne kadar aldığı tedavi şekli önem taşıyor. Tedavi şeklinin seçiminde hastaların durumunu göz önüne alınıyor ve buna göre tedavi planlanıyor. Bu ilaçlar her hasta için uygun olmayabiliyor

Oylama: 0.00 (0 oy) - Bu haberi oyla - Yorumlar?
Genel Haberler : Kanserli hücreler yaşlandırılarak öldürüldü
Gönderen gokmen gönderim tarihi 19.03.2010 13:46:08 (141 okur)

Kanserli hücreler yaşlandırılarak öldürüldü
Kanserli hücreleri ilaçlarla öldürmek yerine, hücrelerin yaşlanarak kendiliğinden ölmelerini sağlayan bir yol bulundu.

İlişkili fotoğrafları göster
ntvmsnbc ve Ajanslar
Güncelleme: 16:12 TSİ 18 Mart. 2010 Perşembe
CHICAGO - Kanser hücreleri, normal yaşlanma süreci yerine, büyüyüp sonsuza kadar bölündükleri için yayılıyorlar.

Ancak fareler üzerinde yapılan bir çalışmada, Skp2 adlı bir genin bloke edilmesi, kanser hücrelerinin yaşlanmasını başlatarak, hücrelerin bölünmesinin durmasını ve tümörün büyümesinin engellenmesini sağladı.

Boston'daki Harvard Tıp Fakültesi'nden Pier Paolo Pandolfi ve arkadaşları, Nature dergisinde yayımlanan makalelerinde, bulgunun kanserle mücadelede yeni bir stratejinin geliştirilmesine yol açabileceğini kaydettiler.



Bilim adamları, çalışma için bir tür prostat kanseri geliştiren, genetik olarak değiştirilmiş fareler kullandı ve farelerin bazılarında Skp2 genini devre dışı bıraktılar. Fareler 6 aylık olduklarında Skp2 geni devre dışı bırakılan farelerde gelişen tümörlerin, diğer farelerdeki tümörlerden çok daha küçük olduğu görüldü.

SAĞLIKLI HÜCRELERE ETKİ ETMİYOR
Skp2 geni devre dışı bırakılan farelerin lenf bezleri ve prostatlarından alınan dokular incelendiğinde, birçok hücrenin yaşlanmaya başladığı ve hücre bölünmesinin çok daha yavaş olduğu belirlendi.

Ekip, kanserli insan prostatı hücrelerinde Skp2 genini devre dışı bırakan ilaçlar kullandıklarında da farelerdekine benzer sonuçlar elde ettiklerini kaydetti.

Araştırma ekibi, geni devre dışı bırakmakla elde edilen etkinin kanserli hücrelerle ilgili olduğunu, diğer sağlıklı hücrelere etki etmediğini, bu nedenle kanser tedavisinde kullanılabileceğini belirtti.

Oylama: 0.00 (0 oy) - Bu haberi oyla - Yorumlar?
(1) 2 3 4 ... 14 »

Nöbetçi Eczane

yazarlar

Untitled Document

 

Proxima
TAHTA KÖPRÜ
Sarımtrak Öyküler
CENNETTEN MEKTUPLAR-1 DELİ KIZIN BOHÇASI
Serap
Karabasan
Nuray İlbars
Ayna
Mine'nin Köşesi
TURUNÇ AĞACI
Emine'den yazılar
BAHARI YAŞARKEN
Konuk Yazar
Aydın'dan; Melek Dostuma

Kimler Online?

16 kullanıcı çevrimiçi (3 kullanıcı Haber sayfasında)

Üyeler: 0
Ziyaretçiler: 16

devamı...

Yeni Üyeler

blueoslem 28.07.2010
su_45 28.07.2010
yozdemir 26.07.2010
suzun 24.07.2010
FATOS 19.07.2010

2010, Mart Ayının En Çok Satan Kitapları

1) Bozkırın Sırrı Türk Peygamber Ahmet Turgut

2) İki Darbe Arasında & İlginç Zamanlarda Prof. Dr. İskender Pala

3) Küçük Arı Chris Cleave

4) Dil Zekası & İletişim Sihirbazlığı M. Abdullah Yılmaz

5) Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk (Özel Baskı - Özel Fiyat) Prof. Dr. İskender Pala

6) Uçurtma Avcısı (Özel Baskı - Özel Fiyat) Khaled Hosseini

7) Kayıp Gül (Karton Kapak) Serdar Özkan

8) Kanuni & Kılıcın Yapamadığını Adalet Yapar Okay Tiryakioğlu

9) Katre-i Matem Prof. Dr. İskender Pala

10) Aşk (Pembe Kapak) Elif Şafak


kitapyurdu.com

Anketler

Internet ortaminda oldugunuz gibimisiniz, yoksa kendinizi oldugundan farkli mi gosterirsiniz?
Oldugum gibiyim, hatta bazen gerekenden fazla bilgi verdigimi dusunuyorum.
Tabi ki oldugumdan farkliyim, kendim hakkinda pek bilgi vermem, beni gercek hayatta taniyan birinin okuyacagini dusunur, cekinirim.
Umurumda degil...
Yalan soylemeyi sevmiyorum ama paylasimlarimda da sInIr koyuyorum.

istatistik