Yayına Sokan: Adnan CANSEVER Yayınlanma Tarihi: 30.09.2008 (1364 Kere Okundu)
Psikiyatrik bozuklukların tanımlanması konusunda eksiklikler bulunmakta idi. 1980’li yıllarda bu eksiklik önemli derecede giderilmiş ve psikiyatrik bozukluk kavramı evrensel kabul görecek şekilde yeniden düzenlenmiştir. Bu durum psikiyatrik bozuklukların yaygınlığını araştıran çalışmaların önünü açmıştır. Çalışmalar, psikiyatrik bozuklukların toplumda düşünülenden sık olabileceğini, bu oranın yaklaşık %30’lara kadar yükselebileceğini göstermiştir.
Bu denli yaygın görülen psikiyatrik bozuklukların, yaşam kalitesi üzerine etkisi bir diğer ilgi çeken araştırma konusu olmuş ve psikiyatrik bozuklukların yaşam kalitesini olumsuz etkilediği açıkça ortaya konulmuştur. Diğer yandan, kanser gibi önemli bir hastalığın tedavisinde önemli aşamalar kaydedilmiş, sağkalım oranları giderek artmış ve toplumda sağkalan kanserli oranı önemli bir oran oluşturmaya başlamıştır. Bu artış, psikiyatrik bozukluklarla kanser ilişkisine olan dikkati artırmıştır. Kanser oluşumunu ve sağkalımı etkileyen faktörler ile psikiyatrik etkenler arasındaki ilişki tam olarak aydınlatılamamıştır. Ancak, araştırmalardan elde edilen veriler, kanser hastalığına eşlik eden psikiyatrik etkenlerin erken fark edilmesinin ve uygun tedavisinin önemli olabileceğine işaret etmektedir. Yapılan çalışmalar kanser hastalığına bir psikiyatrik bir sorunun eşlik etme olasılığının yaklaşık %50 civarında olduğunu göstermektedir. Bir araştırmada, kanser hastalarında görülen belirtilerin sıklık sırasına göre, yorgunluk (%74), endişe (%71), üzüntü (%66), ağrı (%63), uyuşukluk (%61), ağız kuruluğu (%56), uykusuzluk (%54), iştah azlığı (%45), bulantı (%44), şişkinlik (%39), konsantrasyon güçlüğü (%38) şeklinde sıralandığı ortaya konmuştur. Sıralanan belirtilerin çoğunluğunun psikiyatrik bozukluklarda görülen belirtiler olduğu dikkat çekicidir. Bu anlamda, psikiyatrik belirtiler ile kanser arasında yakın bir etkileşim olabileceği ileri sürülebilir. Bu denli yaygın olmasına karşın, kanser hastalarındaki psikiyatrik bozukluklara gereken önemin gösterilmediği de bir gerçektir. Bunun nedenleri şöyle sıralanabilir: 1. Hasta ve tedavi ekibinin doğal olarak temel hastalığa aşırı odaklanması psikiyatrik bozuklukların gözden kaçmasına neden olmaktadır. Elbette kanser tedavisinin tüm gereklerini yerine getirmek önemlidir. Ancak olası psikiyatrik bozukluklara da dikkat etmek tedavinin daha olumlu seyretmesine yardımcı olacaktır. 2. Kanser tanısı bir kriz durumudur ve kriz durumlarında çeşitli psikiyatrik belirtilerin ortaya çıkması da bir dereceye kadar normal kabul edilebilir. Ancak belirtileri normal görme eğiliminin genellikle daha ağır bastığı da bir gerçektir. Kanser tanısının ortaya çıkması ile ölüm, bağımlılık, çirkinleşme, yetersizlik, terk edilme, rol ve işlevlerde bozulma, mali durum gibi konularda endişe yaşanması doğaldır. Bu endişelerin zamanla azalması ve hastanın tedavi uyumunu ve işlevselliğini bozmaması normal kabul edilebilir. Ancak yaşanan endişeler zamanla azalmak yerine artıyorsa, tıbbi durum ile orantısız olacak derecede aşırı ise, kişinin yaşam kalitesini ve tedaviye uyumunu aksatıyorsa, normal görülmemeli ve bir psikiyatrik sorun bulunabileceği akla gelmelidir. 3. Psikiyatrik bozuklukların temel hastalığın seyrini önemli derecede etkileyebileceği göz ardı edilmektedir. Halbuki psikiyatrik bozuklukların yaşam kalitesi üzerinde birçok kronik ve yaşamsal öneme sahip hastalık kadar etkili olabileceği değişik çalışmalarla kanıtlanmış bir gerçektir. Tanı dışı kalmış bir psikiyatrik bozukluk, temel hastalığın seyrini, şiddetini ve tedaviye uyumu yakından etkilemektedir. 4. Ne yazık ki, psikiyatrik tedavilerin etkinliği konusunda gerçekçi bir toplum bilinci gelişmemiştir. Psikiyatrik tedavilerin etkili olmayacağı ya da ilaç tedavilerinin bağımlılık, uyuşukluk gibi yan etkilere sahip olduğu yönünde, dayanaktan yoksun görüşler yaygın kabul görmeye devam etmektedir. Şüphesiz psikiyatrik tedavilerde kullanılan ilaçların yan etkileri vardır ancak hekimlik sanatının inceliklerini kullanarak hiçbir yan etki oluşturmadan iyi sonuçlar almak ta mümkündür. Psikiyatride son yıllarda gerçekleşen yenilikler, çok düşük yan etkilerle, temel tıbbi hastalık için uygulanan tedavileri de aksatmadan iyileşme olanağını sağlamış durumdadır. Kanser hastalarında ortaya çıkması muhtemel psikiyatrik bozukluklar kanser tanısından sonra ortaya çıkabileceği gibi, daha önceden var olan bir ruhsal bozukluğun alevlenmesi şeklinde de kendisini gösterebilir. Kanser tanısına en sık eşlik eden psikiyatrik bozukluklar aşağıda sıralanmıştır.
Depresif Bozukluklar: Olağan uğraşlara duyulan ilginin azalması ve depresif duygudurum depresyonun temel belirtileridir. Bu belirtiler genellikle önceden zevk alınan uğraşlardan artık mutlu olmama, keyifsiz ve mutsuz hissetme ve kolay ağlama şeklinde klinik görünüme neden olur. Benlik saygısında düşme, suçluluk düşünceleri, uyku azalması (bazen artma), iştah kaybı (bazen artış), intihar düşünceleri ya da ölmüş olmayı tercih etme, konsantrasyon kaybı, cinsel istekte azalma, yorgunluk, durgunluk (bazen huzursuzluk) depresyon tanısı için gerekli diğer belirtilerdir. Depresyon bu sayılan belirtilerin değişik kombinasyonlar halinde görüldüğü bir sendromdur. Tıbbi hastalığın kendisi de bu belirtileri gösteriyor olabilir ya da tıbbi hastalığa yakalanan kişinin normal olarak bir miktar depresif olması da mümkündür. Bir diğer deyişle, bu belirtilerin birinin ya da birkaçının bulunması depresyon olduğu anlamına gelmez. Depresyon tanısı ancak bu alanda uzman bir kişi tarafından değerlendirilmeli ve tedavi edilmelidir. Depresif bozukluğu olanlar genel bir isteksizlik nedeniyle tedaviye uyumda zorluk çekerler.
Anksiyete Bozuklukları: Kanser hastalarında anksiyete bozukluğu başlığı altında sıralanan psikiyatrik bozukluklardan birçoğu ortaya çıkabilir. Bunlardan birincisi, Akut Stres Bozukluğudur. Kişi başa çıkma yetilerini zorlayan bir travmayla karşılaştığında böyle bir sendromla karşı karşıya kalabilir. Sürekli olarak yaşanan travmanın zihne gelmesi ya da rüyalarda görülmesi, olayı hatırlatan etkinliklerden kaçınma ya da hissizlik hali, çabuk sinirlenme, uyuyamama ve çevresel ya da vücutla ilgili uyaranlara aşırı dikkat gibi uyarılma tepkileri ortaya çıkar. Genellikle bir aydan kısa sürer. Bazı olgularda ise düzelme olmaz ve bu belirtiler aylarca hatta yıllarca devam edebilir. Uzun süren olgularda tanı Travma Sonrası Stres Bozukluğu olarak değiştirilir. Stres bozukluğu yaşayan hastaların yaşam kalitesi ileri derecede düşer ve günlük olağan uğraşları yerine getirmekte zorlanırlar. Kanser hastalarında en sık rastlanan bir diğer anksiyete bozukluğu da Yaygın Anksiyete Bozukluğudur. Günlük olağan uğraşlar karşısında aşırı bir endişe ve telaş yaşanması ve yaşanan bu endişe ve telaşın uygunsuz olduğunun bilinmesine karşın kontrol edilememesi bu bozukluğun temel belirtisidir. Baş ya da sırt-boyun ağrıları, çabuk sinirlenme, konsantrasyon güçlüğü, yorgunluk, uyku sorunları ve huzursuzluk bu bozuklukta görülen diğer belirtilerdir. Yaygın Anksiyete Bozukluğu olan hastalar genellikle kendilerini evhamlı, aceleci, mükemmeliyetçi, her şeyin kötü yönünü düşünen kişiler olarak tanımlarlar. Bu durum aslında çok eskilerden beri vardır ve bunu kişilik yapıları olarak kabullendiklerinden, bir bozukluk olabileceğini akla getirmezler. Kolay telaşlanmaları, çabuk üzülmeleri, sinirlenmeleri ve demoralize olmaları, yorgunluk ve odaklanma sorunları nedeniyle, tedavi ekibiyle uyumda ve tedavinin gereklerine uymakta zorluk çekebilirler.
Tedaviye Bağlı Psikiyatrik Bozukluklar:Kanser tedavisinde kullanılan ilaçların depresyon ve anksiyete bozukluğu ortaya çıkarma gibi etkileri vardır. Ayrıca gerek kanserin gerekse kullanılan ilaçların bazı metabolik değişikler oluşturarak, geçici beyin fonksiyon bozukluğu oluşturması da mümkündür. Genellikle hastane tedavisi gerektirecek derecedeki hastalarda ortaya çıkan bu durum deliryum olarak adlandırılır. Bilinç bozuklukları ve bu bilinç bozukluğunun gün içerisinde değişkenlik göstermesi deliryum için tipiktir. Deliryumdaki hasta tutarsız konuşmalar ve davranışlar gösterebilir, bir süre sonra tamamen normal olabilir. Bu gürültülü klinik tablo ürkütücü görünmekle birlikte, genellikle altta yatan bir metabolik anormalliğin belirtisidir ve uygun tedaviyle kısa sürede düzelebilir.
Özkıyım Düşünceleri:Özkıyım düşüncesi ve isteği kanser hastalarında sıktır. Ancak özkıyım oranlarının çok yüksek olmadığı da bir gerçektir. Kanser ve özkıyım arasındaki etkileşime yönelik veriler eski bilgilere dayanmaktadır. Gerek kanser tedavisinde, gerekse psikiyatrik tedavi olanaklarındaki gelişmeler sonrasında kanserde özkıyım riskinin daha da düşmüş olabileceği ileri sürülebilir. Özkıyım düşünceleri de psikiyatrik tedavi gerekliliğine işaret eden bir veri olarak değerlendirilmelidir.
Ağrılı Sendromlar: Bazı kanser olgularında ağrı klinik görünümün önde gelen belirtisi olabilir. Bazı ağrı türlerinde psikiyatrik tedavilerin yararı olabilir.
Eşikaltı Psikiyatrik Görünümler: Bazı hastalarda ortaya çıkan psikiyatrik belirtiler, depresyon ya da anksiyete bozukluğu tanısı alacak derecede şiddetli olmayabilir. Ancak belirtiler normal değerlendirilemeyecek kadar da fazladır. Bu tür eşik altı görünümler psikiyatride uyum bozukluğu başlığı altında sınıflandırılır. Kanserde uyum bozukluğu görülme olasılığı yüksektir. Uygun tanı ve tedavi ile ileride ortaya çıkması muhtemel daha ağır psikiyatrik bozuklukların önüne geçilebilir.
TEDAVİ
Kanser tanısı bir kriz olarak kabul edilebilir. Bu kriz sonrasında hastalardan bazılarında psikiyatrik bozukluk tanısı alacak şiddette psikiyatrik sendromlar ortaya çıkmaktadır. Bu sendromların ortaya çıkışında, kansere bağlı özellikler rol oynamakla birlikte, kişinin inancı, sosyal desteği, kişilik yapısı, daha önceki psikiyatrik hastalıkları gibi birçok etken de önemli olabilir. Bu anlamda, tedavi de çok yönlü sürdürülmelidir. Psikoterapiler, ilaçlar, aile tedavileri, dayanışma grupları psikiyatrik tedavilerde yararlanılan yöntemlerdir.
Alternatif Tedaviler
Kanıtlanmamış tedavi yöntemlerine yönelim sık karşılaşılan bir durumdur. Diyet ya da yaşam tarzındaki sağlıklı değişiklikler oluşturmanın kanser üzerinde olumlu etkileri olduğu bir gerçektir. Bu yaklaşımlar, tıbbi tedaviye yardımcı olarak uygulanabilir. Ancak, kanıtlanmamış ve karizmatik bir ilişki ortamında, inanç, destek ve cesaretlendirmeye vurgular yaparak sunulan çoğu tedaviye şüphe ile bakmak gerekmektedir. Hastalar tek başına bu tür girişimlerle tedavi olmayı değerli görmektedirler. Bunun nedeni, tıbbi tedavilerdeki olası bir başarısızlık durumunu, mucizevî bir tedavi ile kontrol edebilme arzusudur. Kanser ve kanser hakkındaki yanlış düşünceler, kişileri büyüsel düşüncelere kolaylıkla kayabilmesine neden olmaktadır. Şüphesiz, tıbbi tedavilerin yan etkileri de hastaları bu tür tedavilere zorlayabilmektedir. Yapılan araştırmalar, çok donanımlı merkezlerde tedavi olanların önemli bir yüzdesinin alternatif yöntemlerini de uyguladıklarını göstermektedir. Eğitimli olanlar da bile bu oranın yüksek bulunmuştur. İşin ilginç bir diğer yanı, tıbbi tedaviler, alternatif tedavilerden daha erken terk edilmektedir. Çok değişik türleri olan alternatif tedaviler hastaya bir amaç ve kontrol hissi sunmaktadır. Hastalara genellikle zihinsel güç kullanarak hastalıklarını yenebilecekleri vurgulanır. Ancak, bu mesajın gizli bir yönü de, eğer hastalıklarını yenemezlerse, yeteri kadar zihinsel güç kullanmadıkları şeklinde bir suçlama olabilir. Daha kötüsü, tüm bunlardan hastanın kendi kendini hasta ettiği sonucunu çıkararak, suçluluk duyması da mümkündür. Bu suçluluk öfkeye de dönüşerek, aile içi ya da tedavi ekibi ile çatışmalara da yol açabilir. Alternatif tedavilerin çok yaygın olduğunun fark edilmesi üzerine, bu alanda çeşitli çalışmalar yapılmış ve alternatif tedaviye yönelenlerin daha sıkıntılı ve depresif olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu sonuç, psikiyatrik belirtiler gösteren kanser hastalarının, psikiyatrik tıbbi yardım istemek yerine, alternatif tedavilere yöneldikleri şeklinde yorumlanmıştır. Bu veriler, kanser hastalarındaki psikiyatrik belirtilerin fark edilmesi ve tedavisinin önemini bir kez ortaya koymaktadır. Diyet, alışkanlıkların düzenlenmesi ya da yaşam tarzındaki değişiklikler gibi yararlı yöntemlerden yararlanılabilir. Ayrıca bazı kanser tedavi merkezlerinde, tıbbi tedaviye ek olarak, masaj, meditasyon, yoga, müzik terapisi gibi alternatif yöntemler de uygulanmaktadır. Bu uygulamanın hastaların ehil olmayan tedavi edicilerin eline düşmesini engellemesi bakımından önemli olduğu düşünülmektedir. Ancak bitkisel alternatif tedavi yöntemlerinden kaçınılması önerilmektedir. Literatürde, kanser tedavisinde kullanılan, ancak kanser yapıcı özelliklere sahip olduğu sonradan anlaşılan bitkisel tedaviler yer almaktadır. Bitkisel tedavilerin de yan etkileri olabilir ve ayrıca bitkisel tedaviler ilaçlarla etkileşime girerek etkilerini azaltabilir. Kanser hastalarının psikolojisi konusunda daha eğitimli ve deneyimli personellerin yetiştirilmesi, bu alanda daha çok bilimsel araştırma yapılması ve kanser hastalarının yaşam kalitelerinin nasıl yükseltilebileceği konusu, modern psikiyatrinin yakın gelecekteki hedefleri arasında yer almaktadır.
teşekkürler Adnan bey.. tamamıyle kendi düşüncem olarak; tedavisi biten hastalar, bağışıklık sistemlerini güçlendirmek amacıyla başvurdukları tamamlayıcı ürünlere ilave olarak psikolojilerinide sağlamlaştırmak için destek almalılar...
Cok tesekkurler; yazinizdan cok etkilendigimi soylemek isterim, bilgi dolu ve cok akici; bizim gibi akademik kariyeri olmayanlarin rahatlikla anlayabilecegi ve hastalara destek olabilecek bir yazi.
Doğrusu, mesleğimi uyguladığım yıllar içerisinde, psikoloji ile beden arasında karşılıklı çok güçlü bir iletişim olduğuna defalarca şahit oldum. Bu konu aşağı yukarı herkes tarafından kabullenilmiş bir gerçek. Asıl sorun, bu etkileşim nedeniyle ortaya çıkan problemlerin "morali yüksek tut, takma kafana" gibi kalıp önerilerle geçiştirilmeye çalışılması. Halbuki çoğu zaman, ancak sistemli çalışmalar ve profesyonel destekle aşılabilir bir durumdur bu tür sıkıntılar. Yazdıklarımın yararlı olabileceğine yönelik önermeleriniz için teşekkürler :)